Boşanma davası sonrası mal paylaşımında en çok yapılan hata, taşınmazın veya paranın eski değeri üzerinden hesaplanmasıdır. Yargıtay’a göre mal rejiminin tasfiyesinde güncel değer hangi tarihe göre belirlenir ve alacak hesabı nasıl yapılır?
MAL REJİMİNİN TASFİYESİ NEDİR?
Mal rejiminin tasfiyesi eşler arasındaki yasal veya seçilmiş mal rejiminin boşanma, ölüm veya mal ayrılığına geçilmesi sonrasında evlilik birliği içinde edinilen ve tasfiyeye dahil olan malvarlığının paylaşılmasıdır.
MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME HANGİSİDİR?
Mal rejiminin tasfiyesi davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemeleri, yetkili mahkeme ise,
mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi, boşanmaya, evliliğin iptaline veya hâkim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda bu davalarda yetkili olan mahkeme diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesidir.
MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVASINDA MALVARLIĞININ HANGİ DEĞERİ DİKKATE ALINIR?
TMK m.232’de tasfiye sırasında malın sürüm değerinin dikkate alınacağı düzenlenmiştir. Sürüm değerinden kastedilen malvarlığının tasfiye(karar) tarihindeki güncel(rayiç) değeridir. Başka bir anlatımla açılan davalarda tasfiyeye konu olan malın dava tarihindeki durumunun, mal rejiminin tasfiyesi davasının karar tarihindeki güncel değeri hesaplanır. Mal rejimi tasfiyesinde malların güncel rayiç bedellerinin esas alınması, eşler arasındaki artık değerin adil bölüşümünü temin eden kritik bir ilkedir. Bu ilke, taşınmazlar, araçlar, şirket payları, banka mevduatı gibi tüm malvarlığı türleri yönünden geçerli olup, uygulamada değerleme yöntemleri varlık türüne göre değişebilse de (örneğin gayrimenkulde piyasa rayici, parada enflasyon ve faiz etkileri gibi), temel prensip her bir varlığın tasfiye günündeki gerçek ekonomik değerinin dikkate alınmasıdır.
-
- MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVALARINDA TASFİYE KONUSU MALVARLIĞININ KARAR TARİHİNE EN YAKIN TARİHTEKİ DEĞERİ DİKKATE ALINMALI DOSYA KAPSAMINDA YAPILAN DEĞER BELİRLEMESİNİN GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ İSE YENİDEN RAPOR ALINMALIDIR.
Yargıtay’ın içtihatlarında değere ilişkin belirlemede esas alınan süre kıstası bir yıl olarak uygulanmaktadır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2021/8487 E., 2022/3733 K. sayılı kararında, “O halde mahkemece güncel değerin hesaplandığı tarih ile karar tarihi arasında uzun zaman geçtiğinden taşınmazın değerinin güncelliğini yitirmiş olduğu gözetilerek bozma sonrası verilecek karar tarihine en yakın değer belirlenerek katılma alacağının saptanması gerekirken bu husus gözetilmeden karar verilmesi doğru olmamıştır.” denilerek bu hususa işaret edilmiştir.
-
- BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İLE MAL REJİMİNİN TASFİYESİ YAPILMIŞ İSE MALIN DİKKATE ALINACAK DEĞERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARININ VERİLDİĞİ TARİHTİR.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/4239 E., 2024/5363 K. 04.07.2024 tarihli kararında, “… 2. Artık değere katılma alacağı ve değer artış payı alacağı miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (4721 sayılı Kanun md. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre tasfiye tarihi, karar tarihi olup Bölge Adliye Mahkemesince tasfiyenin yapılması halinde karar tarihi Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihidir.
3.Davacı-davalı erkek vekilinin asıl davadaki tasfiye konusu aracın değerine yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde; somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin başvurusu kısmen kabul edilerek İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması suretiyle asıl ve karşı davanın ayrı ayrı kısmen kabulüne kısmen reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesince asıl davada tasfiye konusu araç yönünden yukarıda izah edilen ilkeye aykırı şekilde, aracın karar tarihinden (27.12.2022) yaklaşık beş yıl önceki 09.01.2018 tarihinde belirlenen güncel değerlerine göre değer artış payı ve artık değere katılma alacağının hesaplanması doğru olmamıştır. O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, asıl davada tasfiye konusu aracın tasfiye (önceki karar bozulmakla değer güncelliğini yitirdiğinden bozma sonrası yeni karar tarihine en yakın tarihteki) tarihi itibariyle sürüm (rayiç) değerleri belirlendikten sonra, talep miktarı ve usuli kazanılmış haklar da gözetilerek araç yönünden değer artış payı ve artık değere katılma alacağına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.” denilerek tasfiyenin Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile yapılması halinde güncel değerin Bölge Adliye Mahkemesi kararının verildiği tarihe göre belirlenmesi gerektiğine işaret edilmiştir.
-
- YABANCI PARANIN MAL REJİMİNİN TASFİYESİ TARİHİ İTİBARİYLE GÜNCEL KUR DEĞERİ DİKKATE ALINIR.
Mal rejiminin tasfiyesi davalarında eşler arasında kabul ile sonuçlanan boşanma davasının açıldığı tarihte eşlerin banka hesaplarında döviz türünden para varsa döviz türünden bu paranın mal rejiminin tasfiyesi davasının karara bağlandığı tarihteki kur değeri karşılığı tasfiyeye dahil edilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/2795 E., 2025/2815 K. sayılı kararında, “… Artık değere katılma alacağı miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK md. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre tasfiye tarihi, karar tarihidir.
Somut olayda, Mahkemece, Euro cinsi para yönünden 25.04.2017 tarihinde kur üzerinden belirlenen değere göre katılma alacağının hesaplanması hatalı olmuştur. Şöyle ki, katılma alacağının belirlenmesinde tasfiye konusu malın karara en yakın tarihteki sürüm değeri esas alınması gerekli olup söz konusu paranın tasfiye tarihi itibariyle değeri (bozmadan sonrası verilecek karara en yakın tarih) itibariyle reel (güncel) kur karşılığı tespit edildikten sonra, ancak davacının 25.04.2017 tarihinde harcını yatırdığı miktar olan 488.284,88 TL taleple bağlı kalınarak kabulüne karar verilmesi gerekirken katılma alacağı miktarının hatalı ve eksik belirlenmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir…” denilerek bu hususa işaret edilmiştir.
-
- TÜRK LİRASI CİNSİNDEN PARANIN TASFİYE TARİHİNE EN YAKIN TARİHTEKİ DEĞERİ ÜFE, TÜFE, FAİZ, ALTIN, DÖVİZ KURLARINDAKİ ARTIŞ, MEMUR MAAŞ ARTIŞI, İŞÇİ MAAŞ ARTIŞI DİKKATE ALINARAK HESAPLANMALIDIR.
Mal rejiminin tasfiyesi davalarında boşanma davası açıldığı tarihteki Türk Lirasının karar tarihinde de Türk Lirası olarak dikkate alınması davanın karara bağlanması sırasında Türk Lirası değer kaybettiğinden hakkaniyete aykırı olacağından Yargıtay uygulamasında paranın değerinin ÜFE, TÜFE, faiz, altın, döviz kuru artışı, memur maaş artışı, işçi maaş artışına göre yapılması gerektiği kabul edilmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/4565 E., 2025/2810 K. 18.03.2025 tarihli kararında “…3. Davacı kadın vekilinin banka hesabındaki paranın değerine yönelik temyiz itirazlarının incelemesine gelince;
Artık değere katılma alacağı alacağı miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK md. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre tasfiye tarihi, karar tarihidir.
Sürüm (rayiç) değeri, bir malın serbest piyasadaki alışa ya da satışa konu olduğu zaman dilimindeki güncel alış-satış veya sürüm bedeli olup mal rejiminin sona erdiği tarihteki tasfiye konusu TL cinsi paranın tasfiye tarihindeki sürüm değeri, çeşitli ekonomik etkenler (enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs. olmak üzere en az 5 etken) tek tek uygulanarak, tasfiyenin sona erdiği tarihten tasfiye tarihine kadar paranın ulaştığı değer her bir dönem için ayrı ayrı hesaplanıp sonra bunların ortalaması alınmak suretiyle belirlenmesi gerekir.
Yukarıda açıklanan kanuni düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede; Mahkemece, banka hesabındaki paranın tasfiye tarihindeki değeri belirlenirken sadece mevduat faiz oranları gözetilerek yukarıda izah edilen ilkeye aykırı şekilde paranın sürüm (rayiç) değerinin belirlenmesi hatalı olmuştur. O halde, Mahkemece, tasfiyeye konu banka hesabındaki paranın tasfiye (önceki karar bozulmakla değer güncelliğini yitirdiğinden bozma sonrası yeni karar tarihine en yakın tarihteki) tarihi itibariyle sürüm (rayiç) değeri çeşitli ekonomik etkenler (enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs. olmak üzere en az 5 etken) tek tek uygulanarak, tasfiyenin sona erdiği tarihten tasfiye tarihine kadar paranın ulaştığı değer her bir dönem için ayrı ayrı hesaplanıp sonra bunların ortalaması alınmak suretiyle belirlendikten sonra, artık değere katılma alacağının hesaplanması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.” denilerek bu hususa işaret edilmiştir.
-
- ŞİRKET HİSSELERİNE İLİŞKİN HESAPLAMA YAPILIRKEN ŞİRKETİN MAL REJİMİNİN SONA ERDİĞİ TARİHTEKİ BİLANÇO, BİLGİ VE BELGELERİ İNCELENİP BULUNAN DEĞER KARAR TARİHİNDEKİ DEĞERE GÜNCELLENMELİDİR.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2015/3085 E., 2015/13817 K. sayılı 23.06.2015 tarihli kararında, “Davalının boşanma davasının açıldığı tarihte mevcut mallarının (TMK m.235/1) gözönüne alınacağı dikkate alındığında, şirket defter ve belgeleri üzerinde özvarlık ve dağıtılmamış kar payından dolayı alacak hesabı yapılması gerektiği konusunda bir ihtilaf yoktur. Şirketlerin mal rejiminin sona erdiği tarihten sonraki faaliyetlerinin de gözetilerek tasfiye hesabında dikkate alınma imkanı bulunmamaktadır. Yukarıda da açıklandığı üzere bu kurallara göre davacı lehine hesaplama sonucu mal rejiminin sona erdiği tarih itibarıyla 88.115,95 TL.nin bulunması doğru olmuştur. Ancak, 4721 sayılı TMK’nın 239/son maddesi uyarınca edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde sahip olunan mal varlıklarının karar tarihine en yakın piyasa sürüm değeri üzerinden tasfiyesi sonucunda oluşacak alacak miktarına tasfiye tarihi olarak kabul edilen karar tarihinden itibaren faiz yürütülür. Görüldüğü gibi alacak miktarı karar tarihine en yakın tarih itibarıyla hesaplanmakta ve yasa gereği de bu miktara karar tarihinden itibaren faiz yürütülmektedir. Şirketlerle ilgili tasfiye talebinde bulunulduğunda, şirketlerin nitelikleri ve TMK’nın 235/1.maddesi gözetildiğinde karar tarihine en yakın piyasa sürüm değerlerinin dikkate alınması mümkün olmamaktadır. Hesaplama şirketlerin mal rejiminin sona erdiği tarihteki mal varlıkları üzerinden defter ve belgeleri dikkate alınarak yapılmaktadır. Bu kuralın uygulanması sonucu bulunan miktarın dikkate alınması, gerek karar tarihine en yakın değerin belirlenmesi kuralına, gerekse hak ve nesafete aykırı olacağı anlaşıldığına göre olayda davacı lehine mal rejiminin sona erdiği tarih itibarıyla hesaplanan 88.115,95 TL.nin, tasfiye tarihi itibarıyla (karar tarihine en yakın tarih) ulaşacağı, güncelleştirilerek bulunacak miktar üzerinden hüküm kurulması gerekirken, davacı aleyhine mal rejiminin sona erdiği boşanma dava tarihi itibarıyla bulunan değer üzerinden hüküm kurulması doğru olmamıştır. Her ne kadar Mahkemenin taleple bağlı kalarak 25.000 TL.ye hükmetmesi sebebiyle bozma sonucu kurulacak hükümde miktarın değişmeyeceği düşünülebilir ise de davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulduğu hükümde dikkate alınması gereken 88.115,95 TL.nin davacı lehine değişeceği gözetildiğinde bozmada davacı tarafın hukuki yararının bulunduğu kabul edilmelidir.” denilerek bu hususa işaret edilmiştir.
-
- ŞİRKET TASFİYESİNDE, ŞİRKETİN SERBEST PİYASADAKİ UYGUN VE MAKUL SÜRÜM DEĞERİ TESPİT EDİLMELİDİR.
6.1. Şirketin içinde bulunduğu sektörün durumu dikkate alınır.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2016/202 E., 2016/10960 K. sayılı kararında, “Somut uyuşmazlıkta davaya konu edilen şirketler … Otelcilik Yatırım Turizm Seyahat İnşaat Nakliyat Ticaret A.Ş,….A.Ş, … Ticaret LTD. ŞTİ, …….A.Ş olup şirketler sırasıyla davalı adına 90 paya karşılığı 25.11.2005, 91 paya karşılık 03.01.2005, 80 paya karşılık 20.08.2009 ve 95 paya karşılık 10.08.2006 tarihlerinde tescil edildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Mahkemece, adı geçen şirketler yönünden katılma alacağının hesaplanmasında 08.07.2015 tarihli bilirkişi heyeti raporu hükme esas alınmış ise de dosya kapsamından yapılan araştırma, inceleme ve alınan bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığı anlaşılmaktadır.
Bilirkişi raporlarının incelenmesinden, katılma alacağının hesaplanmasında vergi usul kanununca hazırlanan mizana dayalı bilançolar esas alınarak yapılan değerler gözetilmiştir. Ne varki bu tespit edilen değerler tasfiyeye konu şirketlerin sürüm (rayiç) değerini karşılamamaktadır. Ayrıca yukarıda belirtildiği gibi mal rejiminin sona erdiği tarihteki niteliği, seviyesi, ekonomik durumu göz önünde bulundurularak şirketlerin tasfiye tarihindeki değerinin esas alınması gerekirken mal rejiminin sona erdiği andaki durumu göz ardı edilerek raporun düzenlendiği tarih itibariyle şirketlerin değerlerinin esas alınması doğru olmamıştır.
Mahkemece öncelikle yapılması gereken seçilecek şirket değerleme konusunda uzman mali müşavir, iktisatçı, şirketler hukuku uzmanı hesap bilirkişilerinden oluşacak bilirkişi heyetinde şirketin mal rejiminin sona erdiği tarihteki yani boşanma davasının açıldığı tarihteki şirketin bilanço, bilgi, belge ve verilerine; şirketin içinde bulunduğu sektörün durumu, tasfiyeye konu şirketin sermaye durumu, varlık yapısı, likidite durumu, gelecekte yaratacağı kar potansiyeli, geleceğe yönelik yapılan planlamalar, şirketin kullandığı teknoloji, makine tesisat durumu, şirketin üretim kapasitesi, aldığı sipariş durumu, marka değeri, şirketin şu anki ve gelecekteki tahmini performanslarından yararlanılarak ekonominin arz ve talep kurallarına göre şirketin serbest piyasadaki uygun ve makul sürüm değerleri tespit edilmelidir.
Hükme esas alınana raporda bu şekilde değerlendirme yapılmadığı gibi, hatalı olarak şirketlerin toplu olarak değerlendirildiği de anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtilen esaslar her bir şirket için yukardaki yöntem ayrı ayrı uygulanarak değerlendirilmeli ve sonucuna göre her bir şirket için ayrı ayrı katılma alacağına esas artık değer olup olmadığı tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bilirkişi kurulu raporu ile tespit edilmelidir.” denilmiştir.
-
- MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVALARINDA ŞİRKET TASFİYESİ YAPILIRKEN ŞİRKETİN MARKA DEĞERİ HESAPLANMALIDIR.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2016/202 E. 2016/10960 K. 21.06.2016 tarihli kararında, “Mahkemece öncelikle yapılması gereken seçilecek şirket değerleme konusunda uzman mali müşavir, iktisatçı, şirketler hukuku uzmanı hesap bilirkişilerinden oluşacak bilirkişi heyetinde şirketin mal rejiminin sona erdiği tarihteki yani boşanma davasının açıldığı tarihteki şirketin bilanço, bilgi, belge ve verilerine; şirketin içinde bulunduğu sektörün durumu, tasfiyeye konu şirketin sermaye durumu, varlık yapısı, likitide durumu, gelecekte yaratacağı kar potansiyeli, geleceğe yönelik yapılan planlamalar, şirketin kullandığı teknoloji, makine tesisat durumu, şirketin üretim kapasitesi, aldığı sipariş durumu, marka değeri, şirketin şu anki ve gelecekteki tahmini performanslarından yararlanılarak ekonominin arz ve talep kurallarına göre şirketin serbest piyasadaki uygun ve makul sürüm değerleri tespit edilmelidir.
Hükme esas alınana raporda bu şekilde değerlendirme yapılmadığı gibi, hatalı olarak şirketlerin toplu olarak değerlendirildiği de anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtilen esaslar her bir şirket için yukardaki yöntem ayrı ayrı uygulanarak değerlendirilmeli ve sonucuna göre her bir şirket için ayrı ayrı katılma alacağına esas artık değer olup olmadığı tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bilirkişi kurulu raporu ile tespit edilmelidir.” denilerek şirketin marka değerinin de hesaplamaya dahil edilmesi gerektiğine işaret edilmiştir.
Mal rejiminin tasfiyesi davalarında tasfiyeye konu malvarlığının hangi tarih ve hangi yöntemle değerlendirileceği, davanın sonucunu doğrudan etkileyen en kritik unsurlardan biridir. Türk Medeni Kanunu’nun açık hükümleri ve Yargıtay’ın istikrarlı içtihatları birlikte değerlendirildiğinde; taşınmazlardan araçlara, banka hesaplarından döviz ve şirket paylarına kadar tüm malvarlığı unsurlarının tasfiye tarihine (karar tarihine) en yakın güncel sürüm (rayiç) değeri üzerinden hesaplanması gerektiği tartışmasızdır.
Uygulamada, bilirkişi raporlarının güncelliğini yitirmesi, yanlış tarih esas alınarak yapılan değerlemeler veya ekonomik gerçeklikten kopuk hesaplama yöntemleri, hakkaniyete aykırı sonuçlara yol açabilmektedir. Yargıtay kararlarında da açıkça vurgulandığı üzere; tasfiye sürecinde enflasyon, döviz kurları, faiz oranları, TÜFE–ÜFE artışları ve piyasa koşulları birlikte dikkate alınmalı; özellikle Türk Lirası ve yabancı para cinsinden varlıkların reel değeri doğru yöntemlerle güncellenmelidir.
Öte yandan şirket hisseleri ve ticari işletmeler bakımından yalnızca muhasebe kayıtlarına dayalı bir değerlendirme yeterli olmayıp; şirketin sektör durumu, varlık yapısı, kârlılığı, marka değeri ve gelecekteki gelir potansiyeli göz önünde bulundurularak serbest piyasaya uygun makul bir değer tespiti yapılması zorunludur. Aksi yönde yapılan hesaplamalar, Yargıtay denetiminden dönmekte ve yargılamanın uzamasına neden olmaktadır.
Sonuç olarak; mal rejiminin tasfiyesi davalarında güncel değer ilkesine uygun, Yargıtay içtihatlarıyla uyumlu ve ekonomik gerçekliği yansıtan bir değerlendirme, hem adil bir paylaşımın sağlanması hem de hak kayıplarının önlenmesi açısından vazgeçilmezdir. Bu nedenle tasfiye aşamasında gerek dava stratejisinin gerekse bilirkişi incelemelerinin, güncel Yargıtay uygulamaları ışığında ve uzmanlıkla yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.
Avukat Marka Vekili
Janset ÖZDEMİR