Tera ve Pusula Fon Tasfiyesi: Yatırımcıların Hakları, Ödeme Süreci ve Tazminat Yolları (2026)
Tasfiye ödemeleri, alacak ve tazminat davaları, ceza soruşturması ve SPK’nın sorumluluğu
Av. Janset Özdemir
Yayın tarihi: 20 Eylül 2026
Son güncelleme: 20 Eylül 2026
Bu içerik, SPK’nın 17–18 Eylül 2026 tarihli kararları esas alınarak hazırlanmıştır ve yeni KAP/SPK açıklamaları doğrultusunda güncellenecektir.
SPK’nın 17 ve 18 Eylül 2026 tarihli kararları sonrasında Tera, Pusula ve diğer bazı portföy yönetim şirketlerinin belirli fonları tasfiye sürecine alınmıştır. Fonun tasfiye edilmesi yatırımcının parasının tamamen kaybolduğu veya tamamının garanti edildiği anlamına gelmez. Yatırımcının hukuki durumu; elindeki fon koduna, satış emri bulunup bulunmadığına, emrin valörüne, tasfiye ödemelerine ve varsa banka veya portföy yönetim şirketinin işlem kusuruna göre değişmektedir.
YAZININ İÇİNDEKİLER:
-
Hangi Tera fonları tasfiye edildi?
-
TP2 fonu tasfiyede mi?
-
Tasfiye ödemeleri ne zaman yapılacak?
-
Satış emri veren yatırımcıların durumu
-
Bankadan para talep edilebilir mi?
-
Portföy yönetim şirketine tazminat davası
-
Zarar nasıl hesaplanır?
-
SPK’ya başvuru ve SPK’nın sorumluluğu
-
Ceza soruşturması
-
Zamanaşımı süreleri
-
Yatırımcıların şimdi yapması gerekenler
-
Sık sorulan sorular
GİRİŞ:
Tera ve Pusula başta olmak üzere bazı portföy yönetim şirketlerinin fonlarına ilişkin işlem kısıtlamaları ve tasfiye kararları, yatırımcılar açısından üç ayrı sorunu gündeme getirmiştir: Fon payının karşılığı hangi usulle ödenecektir, vadesi gelmiş bir satış bedeli nasıl tahsil edilecektir ve hukuka aykırı işlemlerden doğan zarar kimden istenebilecektir? Bu soruların cevapları aynı değildir. Tasfiye ödemesi, muaccel alacak ve tazminat talebi ayrı hukuki temellere dayanır.
Yatırımcının tasfiye ödemesine katılabilmesi için her durumda dava açması gerekmez. Buna karşılık, talimatın zamanında işleme alınmaması, yanıltıcı bilgilendirme, hukuka aykırı portföy işlemleri veya saklama yükümlülüğünün ihlali söz konusuysa tasfiyeden bağımsız hukuki talepler doğabilir. Fonun değer kaybetmesi ise tek başına bütün zararın bir banka, portföy yönetim şirketi veya devlet tarafından karşılanacağı anlamına gelmez.
Bu yazı, 17 ve 18 Eylül 2026 tarihli SPK karar ve açıklamalarını esas almaktadır. Daha sonra alınabilecek fon bazlı kararlar, KAP bildirimleri ve tasfiye duyuruları ayrıca değerlendirilmelidir. Adları geçen kişi ve kuruluşlar yönünden soruşturma, iddia ve idari tedbirler kesinleşmiş ceza mahkûmiyeti olarak yorumlanamaz.
-
Olayın hukuki çerçevesi ve SPK kararları
17 Eylül 2026 tarihli 2026/60 sayılı SPK Bülteni’nde Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1 Capital, Pardus ve Bulls portföy yönetim şirketlerince kurulan TEFAS fonlarına ilişkin işlem kısıtlamaları ile belirli fonların tasfiyesi düzenlenmiştir. Aynı gün yayımlanan 2026/61 sayılı Bülten’deki 57/1708 sayılı karar, tasfiye kapsamını ve uygulama esaslarını belirlemiştir. Bu iki düzenleme birlikte okunmalıdır: Bir şirketin fonlarına yönelik alım satım kısıtlaması ile belirli bir fonun tasfiye listesine alınması farklı sonuçlar doğurur.
2026/61 sayılı kararın ekindeki dağılım şöyledir:
| Kurucu portföy yönetim şirketi | Tasfiye listesindeki fon sayısı | Tasfiyeyi yürütecek banka |
| Tera | 6 | Türkiye İş Bankası |
| Pusula | 12 | T.C. Ziraat Bankası |
| Hedef | 31 | T.C. Ziraat Bankası |
| Atlas | 16 | T.C. Ziraat Bankası |
| A1 Capital | 9 | T.C. Ziraat Bankası |
| Pardus | 42 | T.C. Ziraat Bankası |
| Bulls | 15 | T.C. Ziraat Bankası |
| Toplam | 131 | Fon bazında görevlendirme |
Tera’nın tasfiye kapsamındaki fon kodları TLY, DOH, T3B, THF, TP2 ve TLV’dir. Yatırımcının yalnızca şirket adına bakması yeterli olmaz; hesap ekstresindeki fon kodunu karar eki ve ilgili KAP bildirimiyle eşleştirmesi gerekir. Tera’nın 18 Eylül 2026 tarihli açıklaması da bu altı fonu ve İş Bankası’nın görevini belirtmektedir.
SPK, 18 Eylül açıklamasında düzenleme sürecini önceki incelemeler, sektör görüşmeleri ve fon rehberindeki değişikliklerle ilişkilendirmiş; likidite, fiyat oluşumu ve ilişkili taraf işlemleri bakımından risklere işaret etmiştir. Bu açıklama idarenin kendi değerlendirmesidir. Her fonun aynı işlemleri yaptığı veya her yönetici hakkında aynı sorumluluk şartlarının gerçekleştiği sonucu çıkarılamaz.
Basında yer alan yatırımcı sayıları farklı kapsamları ifade edebilir. Aynı kişinin birden fazla fonda hesabının bulunması, fon sayısı ile tekilleştirilmiş yatırımcı sayısını da birbirinden ayırır. Dolayısıyla “500 bin kişinin kesin olarak aynı zararı yaşadığı” yönünde tek bir resmî tespit varmış gibi değerlendirme yapılmamalıdır.
Sonuç: İlk işlem, yatırımcının fonunu ve işlem durumunu doğru belirlemektir. Şirket adı, fon kodu, pay adedi, satış emri ve valör tarihi görülmeden kişiye özgü tahsilat değerlendirmesi yapılamaz.
-
Fon tasfiyesi şirketin iflas ettiği anlamına gelir mi?
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 52 ve 53. maddelerindeki yapı gereği yatırım fonu, tüzel kişiliği bulunmayan ve yatırımcılar hesabına yönetilen ayrı bir malvarlığıdır. Fon malvarlığı kurucunun ve portföy saklayıcısının malvarlığından ayrıdır. Bu ayrılık, fon varlıklarının şirketin sıradan borçları için kullanılmasını önleyen temel korumadır; fonun sahip olduğu varlıkların değerini veya tahsil edilebilirliğini garanti etmez.
Örneğin fonun elinde bir şirketin borçlanma aracı varsa, o ihraççının ödeme güçlüğü fonun ekonomik değerini etkileyebilir. Fon portföyünün şirkete ait malvarlığından ayrı olması, ihraççının borcunu mutlaka ödeyeceği anlamına gelmez. Aynı şekilde MKK’da payların kayıtlı olması, yatırımcının hak sahipliğini göstermeye yarar; payın her zaman alış bedelinden geri alınacağına ilişkin güvence oluşturmaz.
Bu nedenle fon tasfiyesi, kurucu şirketin iflası, yatırım kuruluşunun tedricî tasfiyesi ve Yatırımcı Tazmin Merkezi tarafından yürütülen tazmin süreci ayrı kavramlardır. Birine ilişkin karar diğerinin bütün sonuçlarını kendiliğinden doğurmaz.
Sonuç: “Fon tasfiyede, o hâlde bütün param kayboldu” ve “varlıklar ayrı tutuluyor, o hâlde hiçbir zarar olmaz” değerlendirmelerinin ikisi de eksiktir. Gerçek durum, fonun varlık ve borçlarının incelenmesiyle ortaya çıkar.
-
Tera ve Pusula Fon Tasfiye Ödemeleri Ne Zaman Yapılacak?
SPK’nın 57/1708 sayılı kararı, yatırımcı kayıtlarının MKK ile mutabakatı, fonun varlık ve yükümlülüklerinin devri, varlıkların nakde çevrilmesi ve yatırımcılara dağıtım aşamalarını düzenlemektedir. Kararda iki iş günlük kayıt mutabakatı ve on iş günlük varlık, borç, alacak ve gider tespiti/devir işlemleri öngörülmüştür. Bu süreler yatırımcıya bütün parasının iki veya on iş gününde ödeneceği anlamına gelmez.
Varlıkların satışı sırasında yatırımcı menfaatleri, piyasa derinliği ve likidite dikkate alınacaktır. Nakde dönüşen tutarların belirlenen esaslarla değerlendirilmesi ve dönemler hâlinde, payları oranında yatırımcılara ödeme yapılması mümkündür. İlk ödeme, tasfiyenin tamamlandığı veya son tutarın kesinleştiği anlamına gelmeyebilir.
Karardaki azami üç aylık tasfiye süresi, tasfiyeye ilişkin KAP açıklamasını izleyen ilk iş gününden itibaren hesaplanır; SPK tarafından uzatılabilir. Dolayısıyla üç ay, kayıtsız şartsız anapara iadesi taahhüdü değildir. Yatırımcının dava açmak için beklemek zorunda olduğu bir süre de değildir.
Tasfiye sırasında yönetim ücretinin kime tahakkuk edeceği ve izahname kapsamındaki diğer giderler de karar çerçevesinde değerlendirilir. “Fon işlem yapmıyor, hiçbir gider kesilemez” şeklindeki genelleme isabetli olmaz. Bununla birlikte, her kesintinin hukuki dayanağı, dönemi ve hesabı denetlenebilir.
Sonuç: Ödeme takvimi için ilgili bankanın ve fonun KAP duyuruları izlenmelidir. Üç aylık süreye güvenilerek kısa dava veya başvuru süreleri geçirilmemelidir.
-
Tera/TP2 Fonunda Satış Emri Verdim: Param Ödenecek mi?
Satış emri vermiş yatırımcı ile fonu elinde tutan yatırımcı aynı durumda mı?
Hayır. İncelemede en az dört durum ayrılmalıdır:
| Yatırımcının durumu | İlk incelenecek belge | Hukuki değerlendirme |
| Fon payını hâlen elinde tutuyor | MKK kaydı ve pay ekstresi | Tasfiye payı ve varsa ayrıca zarar talebi |
| Satış emri mevcut fakat bedel ödenmemiş | Emir zamanı, kabul durumu ve valör | Fon borcu kaydı ve karardaki öncelik koşulları |
| Satış emri alınmamış veya geç iletilmiş | İşlem günlükleri ve yazışmalar | Emir iletim kusuru ve gecikme zararı |
| Bedel ödenmiş fakat eksik olduğu ileri sürülüyor | Ödeme dökümü ve değerleme | Hesap hatası, bakiye alacak veya zarar |
57/1708 sayılı kararın satış emirlerine ilişkin hükümleri özellikle önemlidir. İhbarlı fonlarda 17 Eylül 2026 saat 13.30 sonrası, para piyasası fonlarında ise izahnamedeki valör kesim saati dikkate alınır. Karar, TEFAS üzerinden iletilmiş ve gerçekleşmemiş satış emirlerine ilişkin tutarların fon borcu olarak dikkate alınması ve öncelikli ödenmesi yönünde düzenleme içerir. Somut emrin bu kapsamda olup olmadığı, yalnızca yatırımcının uygulamada “sat” düğmesine bastığı saate bakılarak belirlenemez.
Emrin bankaca kabul edilip edilmediği, sisteme ne zaman iletildiği, hangi fiyat ve valöre tabi olduğu, iptal veya reddin bulunup bulunmadığı ve borç kaydına hangi tutarın alındığı birlikte incelenmelidir. “Karardan önce emir verdim, o yüzden istediğim tutarı kesin alırım” sonucuna bu kayıtlar olmadan ulaşılamaz.
Sonuç: Satış emri bulunan yatırımcı, bankadan emir numarasını, zaman damgalarını, işlem durumunu, uygulanacak fiyatı ve valörü yazılı olarak istemelidir. Öncelik talebi bu kayıtlarla somutlaştırılmalıdır.
-
Alacak davası ile tazminat davasının farkı nedir?
Alacak talebinde, ödenmesi gereken belirli bir borcun mevcut ve muaccel olduğu ileri sürülür. Örneğin usulüne uygun gerçekleşmiş satıştan doğan, tutarı belirli ve vadesi gelmiş bedelin ödenmemesi bu çerçevede ele alınabilir. Tazminat talebinde ise bir yükümlülük ihlalinin yol açtığı zarar istenir. Satış talimatının kusurlu biçimde geciktirilmesi veya yanıltıcı bilgi nedeniyle yatırım yapılması buna örnektir.
Henüz nakde çevrilmemiş bir fon payının uygulamada görünen değeri, otomatik olarak bankanın yatırımcıya olan muaccel nakit borcu değildir. Tasfiye kararının ödeme rejimi de ayrıca dikkate alınmalıdır. Alacaklı sıfatı ve muacceliyet açıklanmadan başlatılan takip, itiraz ve yargılama gideri riski yaratabilir.
Fonun tüzel kişiliğinin bulunmaması nedeniyle taraf ve temsil meselesi de önem taşır. Fon malvarlığına ilişkin bir talep ile kurucunun, yöneticinin veya saklayıcının kendi kusurundan doğan şahsi sorumluluğuna yönelik talep aynı değildir. Dava dilekçesinde fonun temsil düzeni, tasfiye görevlendirmesi ve hangi malvarlığına yönelik hüküm istendiği açıkça kurulmalıdır.
Tasfiyeyi yürütmek üzere görevlendirilen banka, bu görevlendirme nedeniyle geçmişteki bütün zararları kendi malvarlığından ödeme borcu üstlenmiş sayılmaz. Ancak kendi tasfiye faaliyetindeki hukuka aykırı işlem veya ihmali ayrıca sorumluluk konusu olabilir.
Sonuç: Davaya veya icra takibine başlamadan önce “Hangi borç, kimin borcu, ne zaman ödenmeliydi?” soruları cevaplandırılmalıdır. Tazminat talebi için ayrıca ihlal, zarar ve nedensellik bağı kurulmalıdır.
-
Tera veya Pusula Portföy Yönetim Şirketine Tazminat Davası Açılabilir mi
Portföy yönetim şirketinin sorumluluğu İnceleme yalnızca Kanun ile sınırlı değildir. Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği III-52.1, fonun kuruluş ve işleyişini; Portföy Yönetim Şirketleri ve Bu Şirketlerin Faaliyetlerine İlişkin Esaslar Tebliği III-55.1, yönetici kuruluşun faaliyet yükümlülüklerini; Portföy Saklama Hizmetine ve Bu Hizmette Bulunacak Kuruluşlara İlişkin Esaslar Tebliği III-56.1, saklama ve kontrol düzenini ilgilendirir. Yatırım Fonlarının Finansal Raporlama Esaslarına İlişkin Tebliğ II-14.2 ile fonun izahnamesi ve yatırımcı bilgi formu da değerleme ve açıklama iddialarında önemlidir. Genel düzenlemeye ek olarak fonun kendi belgelerindeki yatırım stratejisi, riskler, geri alım koşulları ve ücretler belirlenmelidir.
Portföy yönetimi belirli bir kâr sonucunu garanti eden faaliyet değildir. Buna karşılık yönetici, yatırımcı menfaatini korumak, fonun ilan edilmiş stratejisine ve yürürlükteki sınırlamalara uymak, çıkar çatışmalarını yönetmek ve mesleki özeni göstermekle yükümlüdür. SPKn m.55, fon düzenlemeleri ve somut ilişkinin niteliğine göre TBK m.112, 502 ve 506 bu incelemede birlikte değerlendirilir.
Hukuki incelemeyi gerektirebilecek başlıca iddialar şunlardır:
- Fon stratejisine veya geçerli portföy sınırlamalarına aykırı yatırım yapılması.
- Likidite ihtiyacının makul biçimde yönetilmemesi ve geri alım yükümlülüklerinin dikkate alınmaması.
- İlişkili kişilere yatırımcı menfaatine aykırı koşullarla kaynak aktarılması.
- Gerçek durumu yansıtmayan fiyat veya değerleme kullanılması.
- Fonun niteliği, varlıkları veya riskleri hakkında yanıltıcı açıklama yapılması.
- Yatırımcılar arasında hukuka aykırı ayrıcalık yaratılması.
Bunlar bu krizde bütün fonlar bakımından gerçekleştiği kabul edilen olgular değildir. Her iddia işlem bazında kanıtlanmalıdır. Örneğin fiyatı düşen bir paya yatırım yapılmış olması tek başına özen borcu ihlali değildir; kararın alındığı tarihte bilinen bilgiler, portföy yoğunlaşması, likidite, yatırım stratejisi ve ilgili kişi bağlantıları önem taşır.
Ağustos 2026’da değiştirilen fon rehberindeki yeni sınırlamalar geçmişteki her işleme geriye yürütülerek uygulanamaz. İşlem tarihinde geçerli hüküm, geçiş düzenlemesi ve yürürlük tarihi belirlenmelidir. Sonradan getirilen bir sınırlama, önceki dönemde mevcut olan sadakat ve özen yükümlülüğünü de ortadan kaldırmaz.
Sonuç: Tazminat dosyasının merkezinde fiyat düşüşünün büyüklüğü değil, somut yükümlülük ihlali ve bu ihlalin yatırımcı malvarlığına etkisi bulunmalıdır.
-
Saklayıcı banka ve dağıtıcı bankanın sorumluluğu
Saklayıcının kontrol yükümlülüğü
SPKn m.56 kapsamındaki portföy saklama görevi, varlıkları fiziksel veya kaydî olarak tutmaktan ibaret değildir. Fon paylarının ihracı ve geri alınması, birim pay değerinin hesaplanması, yönetici talimatlarının mevzuat ve fon belgelerine uygunluğu, bedellerin aktarılması ve gelirlerin kullanımı gibi alanlarda kontrol görevleri bulunmaktadır. Yükümlülüğün ihlalinden kaynaklanan zarar bakımından fon katılma payı sahiplerinin dava hakkı kanunda korunmuştur.
Saklayıcının sorumluluğu değerlendirilirken hangi işlemi kontrol etmesi gerektiği, aykırılığı tespit etme imkânı, yaptığı bildirimler ve ihlal ile zarar arasındaki bağ incelenir. Başka bir kuruluştan saklama hizmeti alınması veya merkezi saklama altyapısının kullanılması, kanuni sorumluluğun her durumda sona erdiği anlamına gelmez. Buna karşılık saklayıcının varlığı fonun bütün piyasa risklerini üstlendiği anlamına da gelmez.
Dağıtıcı veya emir ileten bankanın görevi
Yatırımcının fonu satın aldığı banka her zaman kurucu, yönetici veya portföy saklayıcısı değildir. Banka yalnızca dağıtım ve emir iletim hizmeti veriyor olabilir. Bu durumda sorumluluk, üstlendiği hizmete göre araştırılır: Talimat zamanında iletildi mi, ürün doğru tanıtıldı mı, müşteri sınıflandırması ve uygulanması gereken bilgilendirme kuralları gözetildi mi?
Yakın emsal: Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.05.2025 tarihli, 2024/5013 E., 2025/3807 K. sayılı kararında portföyden çıkış için gereken formun banka çalışanı tarafından geciktirilmesi tartışılmıştır. Zarar bakımından banka ve yatırımcıya yüzde 50’şer pay yükleyen değerlendirme üzerinden, taleple bağlı kurulan hüküm onanmıştır. Bu karar, “yatırım riski müşteriye aittir” savunmasının emir işleme kusurunu kendiliğinden ortadan kaldırmadığını göstermektedir. Karar, bütün zararların yarısının otomatik ödeneceği yönünde genel bir kural değildir.
Yakın emsal: İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesinin 11.05.2023 tarihli, 2020/1284 E., 2023/818 K. sayılı kararında yabancı yatırım fonlarının alımında bilgilendirme ve özen borcu değerlendirilmiş; banka ile yatırımcının yüzde 50’şer kusurlu kabul edildiği kısmi tazminat hükmüne karşı başvurular reddedilmiştir. Bu uyuşmazlık doğrudan Eylül 2026 tasfiyelerine ilişkin değildir; dağıtıcı bankanın kendi hizmet kusurunun incelenmesi bakımından önem taşır.
Sonuç: Bankaya yöneltilecek talep bankanın dosyadaki gerçek rolüne bağlanmalıdır. Saklayıcıya karşı kontrol ihlali, dağıtıcıya karşı yanlış bilgilendirme veya emir iletim kusuru ayrı ayrı açıklanmalıdır.
-
Yöneticilere ortaklara ve diğer kişilere dava açılabilir mi?
Şirketin bir borcundan dolayı bütün ortak ve yöneticiler kendiliğinden şahsen sorumlu olmaz. Bir yöneticiye yöneltilen talepte onun somut fiili, görev alanı, kusuru ve zararla bağlantısı gösterilmelidir. Olayın niteliğine göre haksız fiil, şirket yöneticilerinin sorumluluğu veya sermaye piyasası mevzuatındaki özel hükümler gündeme gelebilir.
Birden fazla kişinin aynı zarara yol açması hâlinde müteselsil sorumluluk hükümleri değerlendirilebilir. Ancak aynı şirketler grubunda bulunmak veya aynı markayı kullanmak tek başına bütün tüzel kişileri aynı borcun borçlusu yapmaz. İlişkili kişiye aktarılan fon varlığının geri istenmesi de doğrudan yatırımcının kişisel alacağı ile fon malvarlığına ait talep ayrımı korunarak ele alınmalıdır.
Denetçi, değerleme kuruluşu veya kamuyu aydınlatma belgesini hazırlayan kişiler bakımından da sorumluluk, özel görev ve belge kapsamıyla sınırlı olarak araştırılır. Sırf bir raporda adının geçmesi yeterli değildir; hatalı bilgi, yükümlülük ihlali ve zarara etkisi somutlaştırılmalıdır.
Sonuç: Güçlü dava, mümkün olan en çok kişiye yöneltilen dava değildir. Her davalı yönünden ayrı hukuki sebep ve delil kurulması gerekir.
-
Risk formu ve nitelikli yatırımcı kaydı hakları ortadan kaldırır mı?
Risk formu, yatırımcının piyasa risklerini öğrenmesi bakımından önemlidir. Ancak fiyat dalgalanması riskinin kabulü, hukuka aykırı işlem yapılmasına, talimatın geciktirilmesine veya gerçeğe aykırı bilgi verilmesine izin verilmesi demek değildir. TBK m.115 ve 116, izinle yürütülen uzmanlık faaliyetlerinde sorumsuzluk kayıtlarının geçerliliğini sınırlar. Formdaki her sorumsuzluk ibaresinin geçerli olduğu varsayılamaz.
Nitelikli yatırımcı statüsü ile profesyonel müşteri sınıflandırması da aynı kavram gibi kullanılmamalıdır. Her birinin dayanağı, şartları ve etkilediği koruma hükümleri ayrı incelenir. Uygunluk testi ile yerindelik değerlendirmesi farklı hizmetlere ve kurallara ilişkindir; her fon alımında aynı testin aynı kapsamla zorunlu olduğu söylenemez. Müşterinin statüsü, hizmetin türü ve mevzuattaki istisnalar görülmelidir.
Sınırlandırıcı yakın emsal: İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesinin 02.02.2022 tarihli, 2020/536 E., 2022/112 K. sayılı kararı; yatırımcı niteliğinin, ihlal iddiasının, idari yaptırıma ilişkin yargılamanın ve zarar hesabının yeterli araştırılmasını istemektedir. İlk derece tazminat hükmü kaldırılmıştır. Karar, yatırımcının nitelikli olmasını her türlü sorumluluğu kaldıran bir sebep saymadığı gibi, düzenlemeye aykırılık tespitinden doğrudan bütün zararın tazminine de geçmemektedir.
Sonuç: Risk formu veya nitelikli yatırımcı kaydı dosyayı tek başına bitirmez. Ancak yatırımcının bilgisi, deneyimi ve kendi davranışları sorumluluk ile indirim oranını etkileyebilir.
-
Yanlış açıklama ve gerçeğe aykırı fon değerlemesi
Gerçeğe aykırı izahname, yatırımcı bilgi formu veya başka bir kamuyu aydınlatma belgesi, sözleşme sorumluluğundan ayrı özel sorumluluk hükümlerini gündeme getirebilir. SPKn m.10 ve 32 bu bakımdan önemlidir. Hangi belgenin kim tarafından hazırlandığı, bilginin yanlış veya eksik olup olmadığı ve yatırım kararına etkisi belirlenmelidir.
SPKn m.32’deki nedensellik düzenlemesi, maddede belirtilen işlem ve zaman koşullarıyla sınırlıdır. TEFAS üzerinden yapılmış her fon işlemini “borsa işlemi” sayarak bu karineleri otomatik uygulamak doğru olmaz. Genel nedensellik ispatı ile özel karinenin koşulları ayrı değerlendirilmelidir. Aynı maddedeki özel zamanaşımı hükmü nedeniyle, bu hukuki sebebe dayanılması düşünülüyorsa süre incelemesi geciktirilmemelidir.
Fonun son açıklanan fiyatının gerçeğe aykırı biçimde şişirilmiş olduğu ispatlanırsa yatırımcının zararı da ayrıca hesaplanır. Yapay bir fiyatın sonsuza kadar korunması beklenemez. Tazminat, hukuka uygun davranılsaydı yatırımcının malvarlığının bulunacağı durum ile gerçek durum arasındaki fark üzerinden kurulmalıdır.
Sonuç: “Ekranda şu kadar görünüyordu” önemli bir başlangıç verisidir; her durumda tek başına tazminat miktarı değildir. Değerleme yöntemi, işlem tarihi ve yatırımcının hangi bilgiye dayanarak hareket ettiği incelenmelidir.
-
Zarar nasıl hesaplanır?
Hukuki zarar hesabı en az dört soruyu cevaplandırır: Yükümlülük ihlali ne zaman gerçekleşti, ihlal olmasaydı hangi işlem yapılacaktı, yatırımcı bugün hangi hak ve değerlere sahip, zararın ne kadarı olağan piyasa hareketinden kaynaklanıyor?
Alış bedeli ile bugünkü değer arasındaki fark her durumda davalıya yüklenemez. Aynı şekilde ekranda görülen tarihî en yüksek fiyat, varsayılan mevduat faizi veya başka bir fonun en yüksek getirisi doğrudan tazminat ölçüsü seçilemez. Karşılaştırılan senaryo, yatırımcının talimatına, sözleşmeye ve hukuka uygun yatırım stratejisine dayanmalıdır.
Örnek 1 Satış talimatının kusurlu biçimde geciktirilmesi
Tamamen varsayımsal olarak, geçerli satış talimatı zamanında yerine getirilseydi yatırımcıya net 1.200.000 TL ödeneceğini kabul edelim. Bankanın kusurlu gecikmesi nedeniyle aynı paylar daha sonra net 900.000 TL bedelle satılmış olsun. Başka bir etken bulunmadığı varsayımında fiyat farkından doğan zarar 300.000 TL’dir.
| Hesap kalemi | Varsayımsal tutar |
| Zamanında ifa edilseydi elde edilecek net satış bedeli | 1.200.000 TL |
| Fiilen elde edilen net satış bedeli | 900.000 TL |
| Gecikmeye bağlanan fark | 300.000 TL |
| Yatırımcıya yüzde 20 birlikte kusur yüklenirse indirim | 60.000 TL |
| Bu varsayımlarla kalan tazminat | 240.000 TL |
Yüzde 20 oranı örnek içindir; bir içtihat oranı değildir. Emir zaten mevzuata göre gerçekleştirilemeyecek idiyse veya kayıp bankanın gecikmesinden kaynaklanmıyorsa aynı sonuç doğmaz. Temerrüt faizi de uygun başlangıç tarihi ve hukuki türüyle ayrıca değerlendirilir.
Örnek 2 Fon yönetimindeki ihlal ve tasfiye ödemelerinin mahsubu
Yatırımcının fona 1.000.000 TL yatırdığını düşünelim. Uzman incelemesi, hukuka aykırı ilişkili taraf işlemi yapılmasaydı aynı değerlendirme tarihinde payının net 960.000 TL edeceğini ortaya koysun. Yatırımcı tasfiyeden toplam 700.000 TL almış ve başka bir bakiye hakkı kalmamış olsun. Bu varsayımlarda ihlale bağlanan zarar 260.000 TL’dir. İlk yatırım tutarına göre görünen 300.000 TL farkın 40.000 TL’si, varsayım gereği olağan piyasa kaybıdır.
| Hesap kalemi | Varsayımsal tutar |
| Başlangıç yatırımı | 1.000.000 TL |
| İhlal olmasaydı aynı tarihteki net değer | 960.000 TL |
| Tasfiyeden toplam net tahsilat | 700.000 TL |
| İhlale bağlanan fark | 260.000 TL |
Tasfiye sürüyorsa yalnızca ilk taksit düşülüp kalan bütün tutar kesin zarar sayılamaz. Kalan payın veya tasfiye alacağının değeri de hesaba katılmalıdır. Örneğin 400.000 TL ödenmiş ve 300.000 TL değerinde kalan hak bulunuyorsa hesapta toplam 700.000 TL dikkate alınır. Sonraki tahsilatlar davaya bildirilir; aynı zarar iki kez tahsil edilemez.
Faiz ve aşkın zarar
Temerrüt faizinin başlangıcı, alacağın muacceliyetine, ihtar gerekip gerekmediğine ve talebin hukuki niteliğine bağlıdır. TBK m.117 ve devamı ile uygulanacak faiz mevzuatı incelenir. Faiz oranı, bütün fon uyuşmazlıklarında sabit ve aynı değildir. Yabancı para, ticari iş ve tüketici işlemi ayrımları sonucu etkileyebilir.
TBK m.122 kapsamındaki aşkın zarar, temerrüt faizini aşan zarara ilişkindir. Somut finansman gideri, yerine getirilemeyen bir ödeme veya belgelenebilir başka kayıp bu kapsamda tartışılabilir. Enflasyonun varlığı ya da “paramı başka yerde değerlendirecektim” ifadesiyle istenen her miktar kendiliğinden hüküm altına alınmaz. Aynı dönem ve aynı kayıp iki farklı ad altında mükerrer istenmemelidir.
Sonuç: Sağlam tazminat hesabı, hukuka uygun alternatif senaryoyu ve bütün tahsilatları aynı değerlendirme tarihinde karşılaştırır. Tazminat talebi bir yatırım getirisi garantisine dönüştürülemez.
-
İspat ve bilirkişi incelemesi
Sözleşmeye dayalı sorumlulukta TBK m.112’nin kusura ilişkin düzenlemesi önemlidir. Bununla birlikte yatırımcı, sözleşmeyi, yükümlülük ihlalini, zararı ve bağlantıyı ortaya koymalıdır. Haksız fiilde ispat yapısı ve varsa özel kanuni karineler ayrıca değerlendirilir. “SPK ceza verdi, o hâlde benim bütün zararım ispatlandı” yaklaşımı yeterli değildir.
Yakın emsal: İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesinin 27.12.2023 tarihli, 2022/2412 E., 2023/2131 K. sayılı kararında portföy yönetimindeki özen, yatırım stratejisi ve zarar hesabı yönünden çelişkili uzman değerlendirmelerinin giderilmesi gerektiği belirtilmiş; karar kaldırılarak dosya yeniden incelemeye gönderilmiştir. Bu karar kesin bir tazminat kabulü değildir. Teknik itirazların ve tarafça sunulan uzman görüşünün gerekçeli biçimde karşılanmasının önemini göstermektedir.
Bilirkişi incelemesinde yalnızca muhasebe bakiyesinin çıkarılması yeterli olmayabilir. Sermaye piyasası işlemleri, fon değerlemesi, emir iletim sistemi ve bankacılık uygulamasını birlikte değerlendirebilen uzmanlık gerekir. Hukuki nitelendirme ve sorumluluk kararı mahkemeye aittir; bilirkişi teknik meseleleri açıklamalıdır.
İncelemede özellikle şu sorular sorulabilir: İlgili tarihte yürürlükteki portföy sınırı neydi? Gerçekleşen işlem hangi karşı tarafla ve hangi teminatla yapıldı? Fonun likidite ihtiyacı öngörülebilir miydi? Saklayıcı kontrolü hangi aşamada devreye girmeliydi? Emir zamanında iletilseydi uygulanacak fiyat ve valör ne olurdu? Gerçekleşen kaybın hangi kısmı iddia edilen ihlale bağlanabilir?
Sonuç: Delil ve bilirkişi soruları dava açıldıktan sonra rastgele oluşturulmamalıdır. İddia edilen her ihlal, belirli bir kayıt ve hesap yöntemiyle eşleştirilmelidir.
-
Görevli mahkeme arabuluculuk ve icra yolu
Tüketici mahkemesi ile asliye ticaret mahkemesi arasında seçim yalnızca yatırımcının gerçek kişi olmasına göre yapılamaz. İşlemin ticari veya mesleki amaç taşıyıp taşımadığı, taraflar arasındaki sözleşme ve ileri sürülen talep belirleyicidir. Bankadan hizmet alan bireysel yatırımcı bakımından tüketici işlemi gündeme gelebileceği gibi, farklı ilişkilerde ticari dava hükümleri uygulanabilir.
Yakın emsal: Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 20.09.2016 tarihli, 2016/8375 E., 2016/8081 K. sayılı kararında banka hesabındaki yatırım fonu kaydına ilişkin uyuşmazlıkta tüketici mahkemesi görevli belirlenmiştir. Bu karar her fon davasını tüketici davası yapan genel bir karar değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2025/3807 sayılı kararına konu uyuşmazlık da tüketici mahkemesinde görülmüştür.
Tüketici uyuşmazlığında parasal sınırlar ve tüketici hakem heyetinin görev alanı ayrıca kontrol edilir. Tüketici mahkemesinde görülecek davalarda 6502 sayılı Kanun m.73/A’nın istisnaları dışında dava şartı arabuluculuk gündeme gelir. Ticari uyuşmazlıklarda TTK m.5/A kapsamındaki para alacağı ve tazminat talepleri bakımından dava şartı ayrıca değerlendirilir.
Geçerli dava şartı arabuluculuk başvurusunda başvuru ile son tutanak arasındaki sürenin zamanaşımı ve hak düşürücü sürelere etkisi 6325 sayılı Kanun m.18/A’da düzenlenmiştir. Bu etki, her türlü kuruma yapılan şikâyete teşmil edilemez.
Muaccel ve talep edilebilir para alacağı bakımından icra takibi düşünülebilir. Borçlunun itirazı hâlinde itirazın iptali veya belge koşullarına göre kaldırılması yolları gündeme gelir. Tasfiye kapsamı, fon malvarlığına ilişkin özel korumalar, talebin doğru borçluya yöneltilmesi ve itiraz sonrası süreler baştan incelenmelidir.
Belirsiz alacak davası ise HMK m.107’deki şartlara bağlıdır. Her fon tasfiyesi uyuşmazlığı kendiliğinden belirsiz alacak davası değildir. Yatırımcının elindeki verilerle miktarı belirlemesinin objektif olarak beklenip beklenemeyeceği değerlendirilir. Kısmi dava seçiminin bakiye talep, zamanaşımı ve harç üzerindeki etkileri de gözetilmelidir.
Sonuç: Görev, arabuluculuk ve talep türü dosya açılmadan belirlenmelidir. Aynı olayda özel hukuk talebi ile SPK işlemine karşı idari dava farklı yargı kollarında yürüyebilir.
14. Zamanaşımı ve başvuru süreleri
Fon uyuşmazlıklarının tamamı için geçerli tek bir “son başvuru tarihi” yoktur. Süre, hukuki sebebe ve başlangıç olgusuna göre belirlenir. Aşağıdaki ayrım, kişisel süre hesabının yerini tutmaz.
| Talep veya yol | İncelenecek süre düzeni | Önemli ayrım |
| Genel sözleşme alacağı | TBK m.146 uyarınca kural olarak 10 yıl | Özel süre ve muacceliyet kontrol edilir |
| Vekâlet veya komisyon niteliğindeki alacak | TBK m.147/5 kapsamında 5 yıl | Karma sözleşmenin ihlal edilen unsuru belirleyicidir |
| Haksız fiil tazminatı | TBK m.72 kapsamında öğrenmeden itibaren 2, fiilden itibaren 10 yıl | Daha uzun ceza zamanaşımı koşulları ayrıca incelenir |
| SPKn m.32 kapsamındaki özel talep | m.32/6’da 6 ay | Maddede tanımlanan kapsam ve zarar tarihi önemlidir |
| İdari işlemin iptali | İYUK m.7’de genel olarak 60 gün | Tebliğ, ilan, öğrenme ve özel düzenleme ayrımı yapılır |
| İdari eylem kaynaklı tam yargı | İYUK m.13’te idareye başvuru için öğrenmeden 1, eylemden 5 yıl | İşlemden doğan zararlarla karıştırılmaz |
| TSPB müşteri uyuşmazlığı | Kurum cevabı için 30, Kurula başvuruda ilgili başlangıçtan 60 gün; olay için 5 yıllık sınır | Bunlar mahkemedeki talebin bütün sürelerinin karşılığı değildir |
Zamanaşımı bakımından yakın emsal: Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30.05.2014 tarihli, 2014/1447 E., 2014/10145 K. sayılı kararında, talimatsız menkul kıymet işlemleri ve saklama unsuruyla ilgili uyuşmazlığın yalnızca komisyon sözleşmesi sayılarak beş yıllık süreye tabi tutulması isabetli bulunmamıştır. İleri sürülen iddia ve karma sözleşmenin niteliği dikkate alınarak on yıllık süre yönünden inceleme yapılması gerektiği kabul edilmiştir. Karar eski Borçlar Kanunu dönemine ilişkindir; bugünkü dosyada TBK ve özel sermaye piyasası hükümleriyle birlikte değerlendirilir.
Bu karar, bütün portföy uyuşmazlıklarının on yıllık olduğu sonucunu da vermez. Aynı yatırım ilişkisi içinde, farklı hukuki sebeplere dayanan talepler farklı süre sorunları doğurabilir. Şirket yöneticisinin sorumluluğu gibi özel talepler yönünden ilgili özel süreler ayrıca incelenmelidir.
Noter ihtarı göndermek, SPK’ya şikâyet etmek veya savcılığa başvurmak, özel hukuk zamanaşımını her durumda kesmez. TBK m.154’teki kesilme sebepleri ile arabuluculuğun durdurucu etkisi ayrı değerlendirilir. Tasfiyenin sürmesi de bütün süreleri kendiliğinden durduran genel bir sebep değildir.
Sonuç: “Önce üç ay bekleyelim, sonra hak ararız” yaklaşımı bazı talepler bakımından risklidir. Süre çizelgesi her talep ve her sorumlu için dosyanın başında hazırlanmalıdır.
15. SPK ve TSPB başvuruları ne sağlar?
SPK’ya yapılacak başvuru, mevzuata aykırılığın incelenmesi ve Kurulun yetkileri çerçevesinde işlem yapılması içindir. SPK, özel hukuk tazminatını yatırımcı lehine hükme bağlayan bir mahkeme değildir. Başvuruda fon kodu, kuruluş, tarih, emir numarası, iddia edilen aykırılık ve belgeler açıkça gösterilmelidir.
TSPB Müşteri Uyuşmazlıkları Hakem Heyeti yolu, görev alanı ve kabul şartları varsa değerlendirilebilir. Öncelikle ilgili üyeye yazılı başvuru yapılması ve cevap sürecinin izlenmesi gerekir. Birliğin açıklamasında yer alan 30 günlük cevap süresi, cevaptan veya cevapsızlık süresinin bitiminden başlayan 60 günlük başvuru süresi ve olay tarihine ilişkin beş yıllık sınır dikkate alınmalıdır. Mahkeme veya tüketici hakem heyeti önüne taşınmış uyuşmazlıklar ve diğer kabul engelleri ayrıca incelenir.
Bir fonun tasfiye edilmesi ile TSPB üyesi şirketin tasfiye veya iflası aynı değildir. Üye kuruluşun durumuna ilişkin kabul engelini, sırf fon tasfiye edildiği için otomatik uygulamak doğru olmaz. Diğer yandan kolektif portföy yönetimiyle ilgili her iddianın TSPB’nin görev alanında olduğu da varsayılmamalıdır.
Sonuç: Düzenleyici şikâyet, hakem heyeti başvurusu ve dava farklı amaçlara hizmet eder. Bir yolun seçilmesinin diğer yollara ve sürelere etkisi önceden değerlendirilmelidir.
16. Ceza soruşturması ve yatırımcının hakları
Hangi suçlar gündeme gelebilir?
Olayın kanıtlanan özelliklerine göre SPKn m.106’daki bilgi suistimali, m.107’deki piyasa dolandırıcılığı, m.110’daki güveni kötüye kullanma bağlantılı düzenlemeler ve m.112’deki kayıt ve belge suçları incelenebilir. Ayrıca unsurları oluşmuşsa Türk Ceza Kanunu kapsamındaki dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma veya sahtecilik hükümleri tartışılabilir. Hukuki nitelendirme suç adının dilekçeye yazılmasına değil, gerçek fiile bağlıdır.
Piyasa dolandırıcılığının işlem bazlı ve bilgi bazlı türleri aynı unsurlara sahip değildir. Fiyat hareketi, alış satış emri veya sosyal medya paylaşımı tek başına suçun oluştuğunu göstermez. İşlem örüntüsü, yanıltma amacı, hesaplar arasındaki ilişki, bilgi içeriği ve ilgili suç tipinin aradığı diğer şartlar araştırılır.
2026/59 sayılı SPK Bülteni’ndeki suç duyuruları ve işlem tedbirleri, kapsamlarındaki kişi, araç ve işlemlerle sınırlı okunmalıdır. Bir paydaki işlem yasağı, ilgili kuruluşun bütün faaliyetlerinin yasaklandığı veya her fon yatırımcısına karşı suç işlendiğinin kesinleştiği anlamına gelmez.
SPK’nın yazılı başvurusu neden önemli?
SPKn m.115, bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlar bakımından Kurulun yazılı başvurusuna ilişkin özel soruşturma şartı öngörmektedir. Yatırımcı savcılığa bilgi ve delil sunabilir; ancak özel şartın bulunduğu bir suçta bireysel başvurunun bunu kendiliğinden ikame ettiği söylenemez. Genel TCK suçları yönünden ise somut suç tipi ve özel hüküm ilişkisi ayrıca incelenir.
Ceza davasına katılma ve tazminat
Yatırımcının müşteki sıfatı, ceza davasına katılan sıfatını otomatik kazandırmaz. CMK m.237 kapsamında suçtan doğrudan zarar görme ve katılma koşulları ayrıca değerlendirilir. SPK’ya tanınan kanuni katılanlık düzeni de bütün yatırımcılara aynen uygulanmaz.
Sınırlandırıcı yakın emsal: Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 27.04.2026 tarihli, 2024/1452 E., 2026/5390 K. sayılı kararında piyasa dolandırıcılığı incelemesi işlem örüntüsü ve hesap bağlantıları üzerinden yapılmış; beraat kararı bozulmuştur. Ayrıca somut şirkete ilişkin katılma talebinde doğrudan zarar görme koşulu kabul edilmemiştir. Karar, bütün yatırımcıların katılmasının yasak olduğu anlamına gelmez; başvurucunun suçla bağlantısının ayrıca gösterilmesini gerektirir.
Elkoyma veya malvarlığı tedbiri, yatırımcıya otomatik ödeme emri değildir. Suçtan elde edilen menfaatin, zararın ve hak sahipliğinin belirlenmesi gerekir. Adli para cezası veya SPKn m.107 kapsamında Hazineye yapılan etkin pişmanlık ödemesi de yatırımcı tazminatıyla özdeş değildir. Özel hukuk talebi ayrıca takip edilmelidir.
Ceza davasının bulunması hukuk davasının her durumda bekletilmesini gerektirmez. TBK m.74 ve HMK m.165 çerçevesinde kararın niteliği, maddi olgu tespitleri ve uyuşmazlığa etkisi değerlendirilir. Bir ceza dosyasının sonucunu beklerken özel hukuk sürelerinin geçmesi önlenmelidir.
Sonuç: Suç duyurusu, düzenleyici denetim ve tazminat stratejisi birbirini destekleyebilir; hiçbiri diğerinin otomatik yerine geçmez.
17. SPK’ya Karşı Tazminat Davası Açılabilir mi?
SPK’nın düzenleme ve denetleme yetkisi bulunması, her yatırım kaybının kamu tarafından karşılanacağı anlamına gelmez. Buna karşılık idarenin işlemleri yargısal denetim dışı değildir. Anayasa m.125 ve idari yargı hükümleri çerçevesinde işlemin hukuka uygunluğu ile hizmet kusurundan doğan zarar ayrı ayrı incelenebilir.
İki temel iddia birbirinden ayrılmalıdır. İlki, tasfiye veya işlem kısıtlama kararının hukuka aykırılığıdır. Burada yetki, şekil, sebep, konu, amaç ve ölçülülük yönünden inceleme yapılır. İkincisi, önceden mevcut bir riske rağmen denetim veya müdahalenin gereği gibi yapılmadığı ve bu ihmalin zararı doğurduğu iddiasıdır. Bu iddiada hangi bilgiye ne zaman ulaşıldığı, hangi tedbirin alınabileceği ve zamanında müdahalenin zararı nasıl önleyeceği gösterilmelidir.
Karşıt yöndeki yakın emsal: Danıştay 13. Dairesinin 20.02.2024 tarihli, 2019/4341 E., 2024/863 K. sayılı kararında, kaldıraçlı işlemlerdeki zarar nedeniyle SPK’nın düzenleme ve denetim sorumluluğuna dayanılan tazminat talebinin reddi onanmıştır. Düzenlemelerin zaman içinde değiştirilmiş olması, tek başına önceki dönemde hizmet kusuru bulunduğunu göstermemiştir.
Karşıt yöndeki yakın emsal: Danıştay 13. Dairesinin 12.12.2017 tarihli, 2011/2412 E., 2017/3732 K. sayılı kararında, aracı kurum hesabının boşaltılması ve iflas sonrasında karşılanmayan zarar yönünden açılan davanın reddi onanmıştır. Somut olayda idarenin denetim ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirdiği kabul edilmiştir. Bu karar, idarenin hiçbir zaman sorumlu olamayacağını değil, ihmalin dosya üzerinden kanıtlanması gerektiğini gösterir.
İptal davası ve yürütmenin durdurulması, yatırımcıya para ödenmesini sağlayan aynı türden talepler değildir. İYUK m.27 uyarınca yürütmenin durdurulmasında açık hukuka aykırılık ile telafisi güç veya imkânsız zarar şartları birlikte değerlendirilir. İptal davasının açılması işlemin uygulanmasını kendiliğinden durdurmaz. Tasfiyenin durmasının diğer yatırımcılar ve varlıkların korunması üzerindeki etkileri de somut tartışmanın parçasıdır.
İYUK m.7, 11, 12 ve 13 kapsamındaki yollar, işlem veya eylem ayrımına göre uygulanır. Genel iptal davası süresi ile idari eylemden doğan zararda idareye ön başvuru süreleri karıştırılmamalıdır. Uygun kapsam ve sürede yapılan m.11 başvurusunun etkisi, süreyi sıfırdan başlatmak değildir. İdarenin cevap vermemesi bakımından kanundaki 30 günlük düzenlemeler ve kalan dava süresi dosya özelinde hesaplanmalıdır.
Sonuç: Devlete karşı hukuki yol bütünüyle kapalı değildir; fakat yatırım kaybının varlığı tek başına yeterli olmaz. İdari ihlal ve bu ihlalin doğurduğu ek zarar ayrıca ispatlanmalıdır.
18. Delil tespiti ihtiyati haciz ve diğer koruyucu işlemler
Delil tespiti, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir farklı amaçlara sahiptir. HMK m.400 ve devamındaki delil tespiti, kaybolma veya sonradan ileri sürülmesi güçleşme ihtimali bulunan delili korumaya yöneliktir. Emir kayıtları, elektronik işlem günlükleri veya belirli hesap verileri bakımından hukuki yarar somutlaştırılabilir. Her banka kaydının silineceği varsayımıyla sınırsız tespit istenmesi yeterli değildir.
İİK m.257 ve devamındaki ihtiyati haciz, kanuni koşulları bulunan para alacağını güvence altına alır. Yaklaşık ispat, muacceliyet veya istisnai şartlar ve teminat değerlendirilir. Davalının bütün malvarlığına her durumda haciz konulacağı söylenemez. HMK m.389 kapsamındaki ihtiyati tedbir de uyuşmazlık konusu hak ve tedbirin amacına uygun kurulmalıdır.
Fon malvarlığının SPKn m.53 kapsamındaki özel koruması ayrıca dikkate alınır. Bir yöneticinin şahsi sorumluluğu için fon varlıklarına yönelmek, fon yatırımcılarının ortak menfaatini de etkileyebilir. Özel hukuk mahkemesinden istenen tedbirle SPK’nın idari kararının doğrudan kaldırılması da aynı mesele değildir.
Sonuç: Koruyucu talep “mal kaçırabilirler” şeklindeki genel endişeye bırakılmamalı; hangi delilin veya hangi alacağın, hangi tehlikeye karşı korunacağı gösterilmelidir.
19. Yatırımcı Tazmin Merkezi anaparayı öder mi?
Yatırımcı Tazmin Merkezi, bütün fonlarda oluşan fiyat kayıplarını karşılayan genel bir sigorta sistemi değildir. SPKn m.84 ve ilgili düzenleme kapsamında yatırım kuruluşunun yatırım hizmetlerinden doğan nakit ödeme veya sermaye piyasası aracı teslim yükümlülüğünü yerine getirememesi ve gerekli tazmin kararı gibi koşullar önemlidir. Yatırım aracının fiyat düşüşü veya yatırım danışmanlığından kaynaklanan zarar, aynı kapsamda değerlendirilmez.
Bu nedenle TMSF mevduat güvencesi, YTM tazmini ve fonun tasfiye dağıtımı birbirine karıştırılmamalıdır. Banka uygulamasından alınmış bir fon, sırf bu nedenle banka mevduatına dönüşmez. Bu olay için ayrıca alınmış bir YTM tazmin kararı bulunmadan yatırımcılara belirli bir tutarın YTM’den kesin ödeneceği söylenemez.
Sonuç: YTM başlığı ancak somut kuruluş, yükümlülük ve karar kapsamı üzerinden incelenebilir. Piyasa zararının tamamı için otomatik başvuru yolu olarak sunulamaz.
20. TP2 Fonu Tasfiyede mi?
Evet. TP2, SPK kararında Tera Portföy Yönetimi A.Ş. tarafından kurulan ve tasfiye kapsamına alınan altı fon arasında yer almaktadır. Bununla birlikte yatırımcının alacağı tutar ve ödeme zamanı yalnızca fonun tasfiye listesinde bulunmasına bakılarak belirlenemez. Pay adedi, satış emri, valör ve fon borcu kayıtları ayrıca incelenmelidir.
21. Tera ve Pusula Fonlarında Bankadan Tazminat Talep Edilebilir mi?
Yatırımcının fonu satın aldığı banka, her durumda fonun kurucusu, yöneticisi veya portföy saklayıcısı değildir. Banka yalnızca fonun satışına aracılık etmiş veya yatırımcının alım-satım emirlerini iletmiş olabilir. Bu nedenle bankadan para veya tazminat talep edilip edilemeyeceği, bankanın somut işlemde hangi sıfatla hareket ettiğine ve kendi yükümlülüklerini ihlal edip etmediğine göre belirlenir.
Örneğin yatırımcının geçerli satış talimatının zamanında sisteme iletilmemesi, talimatın hatalı işlenmesi, yatırımcıya ürün hakkında yanlış veya eksik bilgi verilmesi ya da bankanın üstlendiği bilgilendirme ve özen yükümlülüğünün ihlal edilmesi hâlinde bankanın kendi kusurundan doğan zarar bakımından sorumluluğu gündeme gelebilir. Buna karşılık fonun yalnızca değer kaybetmesi veya tasfiyeye alınması, fonun banka aracılığıyla satın alınmış olması nedeniyle bankayı otomatik olarak zararın borçlusu hâline getirmez.
Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.05.2025 tarihli, 2024/5013 E., 2025/3807 K. sayılı kararında, portföyden çıkış için gerekli formun banka çalışanı tarafından geciktirilmesi nedeniyle bankanın sorumluluğu değerlendirilmiştir. İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesinin 11.05.2023 tarihli, 2020/1284 E., 2023/818 K. sayılı kararında da yabancı yatırım fonunun alımında bankanın bilgilendirme ve özen yükümlülüğü tartışılmıştır. Bu kararlar, “yatırım riski yatırımcıya aittir” savunmasının bankanın kendi işlem veya bilgilendirme kusurunu kendiliğinden ortadan kaldırmadığını göstermektedir. Ancak her olayda zarar ile bankanın somut ihlali arasındaki nedensellik bağının ayrıca ispatlanması gerekir.
Sonuç: Bankadan talepte bulunulabilmesi için yalnızca “fonu bu bankadan aldım” demek yeterli değildir. Bankanın dağıtıcı, emir ileten veya saklayıcı olarak hangi yükümlülüğü üstlendiği; satış emrini ne zaman aldığı ve ilettiği; yatırımcıya hangi bilgileri verdiği ve iddia edilen zararın bankanın davranışından kaynaklanıp kaynaklanmadığı incelenmelidir. Bankanın kendi kusuru varsa, koşulları oluştuğunda alacak veya tazminat talebi gündeme gelebilir.
22. Yatırımcılar neler yapmalı?
- İlk aşama, hak sahipliğinizi ve işlem durumunuzu belirleyin.
Fon kodunu, pay adedini, alış tarihlerini ve maliyetleri gösteren ekstreleri alın. MKK kayıtlarıyla hesap ekranını karşılaştırın. Satış emri varsa emir numarası, verilme ve kabul zamanı, iletim zamanı, fiyat ve valör bilgilerini ayrı kaydedin. Fonun KAP sayfasındaki tasfiye duyurularını tarihleriyle saklayın.
- İkinci aşama Kurumlara somut yazılı sorular yöneltin
Dağıtıcı bankadan emir ve hesap kayıtlarını; ilgili kurucu veya tasfiye görevlisinden hak sahipliği mutabakatını, ödeme durumunu ve varsa fon borcu kaydını açıklamasını isteyin. Talep edilen belgenin adını ve ilgili tarih aralığını belirtin. Başvurunun iletildiğini gösteren kayıtları koruyun. Sözlü müşteri hizmetleri görüşmesiyle yetinmeyin.
- Üçüncü aşama Süre ve delil değerlendirmesini yapın
Her muhtemel sorumlu yönünden sözleşme, haksız fiil, kamuyu aydınlatma ve idari sorumluluk sebeplerini ayırın. En kısa uygulanabilir süreyi öncelikle kontrol edin. Delilin kaybolması tehlikesi varsa tespit; tahsil güvencesi yönünden koşulları varsa ihtiyati koruma değerlendirin.
- Dördüncü aşama Uygun başvuru yolunu seçin
Kayıt hatasında düzeltme talebi, kabul edilmiş satış bedelinde alacak talebi, kusurlu işlemde tazminat, mevzuata aykırılıkta SPK başvurusu ve suç şüphesinde somut delilli ihbar veya şikâyet gündeme gelir. Görev ve dava şartı incelemesinden sonra arabuluculuk ve dava planı oluşturun. Her yolu aynı dilekçeyle başlatmak yerine talepleri doğru muhataba yöneltin.
- Beşinci aşama Ödemeleri ve dosyaları birlikte izleyin
Tasfiye taksitlerini, yeni fiyat veya değerleme açıklamalarını ve fon borcuna ilişkin cevapları dosyaya işleyin. Sonraki tahsilatları zarar hesabında mahsup edin. Ödeme karşılığında sunulan ibraname, sulh veya feragat metnini kapsamını anlamadan imzalamayın. Asıl para, faiz ve diğer talepler bakımından hak saklı tutmanın gerekli olup olmadığını ayrıca değerlendirin.
Sonuç: İlk öncelik herkese aynı davayı açmak değil, kişinin kaydını, süresini ve talep temelini korumaktır. Avukatın çalışması bu üç başlığı birbiriyle uyumlu bir dosyaya dönüştürmelidir.
23. Sık sorulan sorular
Tasfiye ödemesini almak için avukat ile çalışmak zorunda mıyım?
Kararda yatırımcı kayıtlarının mutabakatı ve dağıtım düzeni bulunmaktadır. Kayıtlı hak sahibinin sırf ödemeye katılabilmesi için genel bir dava veya avukat tutma zorunluluğu öngörülmemiştir. Kayıt uyuşmazlığı, süre riski veya ayrıca tazminat talebi varsa hukuki inceleme önem kazanır. Sonuç: Avukatlık hizmetinin amacı zaten yapılacak ödemeyi şartlandırmak değil, uyuşmazlıkları ve ek hakları takip etmektir.
Dava açanlara önce ödeme yapılır mı?
Dava açılması tek başına tasfiye sırasını değiştirmez. Öncelik, SPK kararı ve ilgili alacağın niteliğine bağlıdır. Sonuç: “İlk başvuran parasını önce alır” şeklindeki genel vaat hukuki dayanak olmadan kabul edilmemelidir.
Üç ay sonunda paramın tamamını kesin alır mıyım?
Üç aylık süre uzatılabilir; ödenecek tutar varlıkların gerçekleşen değeri, borçlar ve giderlerle ilişkilidir. Sonuç: Bu süre tam anapara garantisi değildir.
Tasfiye bitmeden tazminat davası açılabilir mi?
Mevcut, ileri sürülebilir bir zarar ve hukuki yarar varsa değerlendirilebilir. Ancak miktar, kalan hakların değeri ve usulî talep biçimi doğru kurulmalıdır. Sonuç: Tasfiye sonunu beklemek her dosyada zorunlu olmadığı gibi, acele ve belgesiz dava da doğru değildir.
Fon henüz satılmadıysa hiç zarar yok mudur?
Zararın gerçekleşmesi yalnızca satış işlemine indirgenemez. Buna karşılık geçici fiyat hareketi, kesin kayıp ve ihlalin etkisi ayrılmalıdır. Sonuç: Gerçekleşmemiş her kayıp kesin zarar olmadığı gibi, satış yapılmaması da bütün tazminat ihtimallerini dışlamaz.
Tasfiye taksitini kabul etmek dava hakkımı bitirir mi?
Salt ödeme almak her durumda bütün taleplerden vazgeçmek değildir. İbra veya sulh belgesi, feragat beyanı ve faiz bakımından TBK m.131 gibi özel hükümler ayrıca önemlidir. Sonuç: Ödemenin hangi borca mahsup edildiği ve hangi hakların saklı tutulacağı yazılı olarak açıklığa kavuşturulmalıdır.
Banka bana bu fonu tavsiye ettiyse bütün zararı öder mi?
Tavsiye, hizmetin niteliği ve verilen bilgi bakımından önemlidir; tek başına bütün zararın garantisi değildir. Yanlış bilgi, göreve aykırılık ve nedensellik incelenir. Sonuç: Mesajlar, e-postalar, görüşme kayıtları ve ürün belgeleri korunmalıdır.
Risk formunu imzaladığım için dava açamaz mıyım?
Risk kabulü, hukuka aykırılığı kabul etmek değildir. Formun içeriği, teslim zamanı ve fiilî bilgilendirme önemlidir. Sonuç: İmza tek başına kesin engel veya kesin haklılık yaratmaz.
Nitelikli yatırımcı olmam aleyhime mi?
Bazı koruma kurallarının kapsamını ve bilgi düzeyi değerlendirmesini etkileyebilir; sadakat ve hukuka uygun yönetim yükümlülüğünü bütünüyle kaldırmaz. Sonuç: Statü, işlem tarihinde geçerli şartlarıyla incelenmelidir.
Para piyasası fonu mevduat kadar garantili değil mi?
Para piyasası fonu banka mevduatı değildir. Düşük risk hedefi, bütün kredi ve likidite risklerinin sıfırlanması anlamına gelmez. Sonuç: Fonun türü ve portföyü değerlendirilmelidir; adına bakılarak garanti çıkarılamaz.
Şirketin başka fonundaki param da aynı durumda mı?
İşlem kısıtlaması ile tasfiye listesi aynı kapsamda olmayabilir. Sonuç: Her fon kodu ayrı kontrol edilmelidir.
İş Bankası veya Ziraat Bankası geçmiş zararımı üstlenmiş oluyor mu?
Tasfiye görevlendirmesi geçmişteki bütün borçların bankanın kendi borcu hâline gelmesi değildir. Sonuç: Bankanın tasfiye görevi ile varsa kendi kusurundan doğan sorumluluğu ayrılır.
MKK veya Takasbank kaydı paranın güvende olduğunu kanıtlamaz mı?
Kayıt ve saklama düzeni hak sahipliği ile varlık ayrılığı bakımından önemlidir. Portföydeki aracın değerini garanti etmez. Sonuç: Kayıt güvenliği ve ekonomik değer farklı konulardır.
SPK ceza verirse para bana gelir mi?
İdari veya adli yaptırım, yatırımcı lehine tazminat hükmü değildir. Sonuç: Kişisel alacak ve tazminat talebi ayrıca takip edilir.
Savcılığa başvurdum artık başka işlem gerekmiyor mu?
Ceza başvurusu özel hukuk taleplerinin tamamını korumaz. Sonuç: Ceza dosyası ile alacak ve tazminat dosyası birlikte planlanmalıdır.
Toplu dava açılırsa herkesin parası tek seferde alınabilir mi?
Ortak hukuki sorunlar bulunması, bütün kişisel alacakları otomatik olarak tek hükme bağlamaz. Dava arkadaşlığı ve dosyaların birleştirilmesi koşulları ayrıca incelenir. Sonuç: Her yatırımcının işlemi, zararı ve temsil yetkisi bireyselleştirilmelidir.
Aynı anda birkaç kuruma başvurabilir miyim?
Bazı yollar paralel yürüyebilir; bazı heyetlerin kabul şartları diğer bir başvurudan etkilenebilir. Sonuç: Başvuru sırası ve kapsamı önemlidir.
Miras kalan veya rehinli fon payında ödeme nasıl olur?
Mirasçılık, temsil, ortak hesap ve takyidat kayıtları ödeme usulünü etkileyebilir. Sonuç: Hak sahipliği mutabakatında mirasçılık belgesi, yetki belgesi veya rehin kaydı gibi ek belgeler gerekebilir.
Manevi tazminat da istenebilir mi?
Salt ekonomik kayıp veya bu kaybın yarattığı üzüntü, her olayda manevi tazminat doğurmaz. Kişilik hakkı ihlali gibi ayrıca gerekli şartlar bulunmalıdır. Sonuç: Manevi tazminat, bütün fon davalarına otomatik eklenen bir kalem değildir.
Hukuki inceleme için hangi belgeler hazırlanmalı?
Kimlik ve temsil belgeleri, fon kodu ve pay ekstresi, alış satış dökümleri, emir kayıtları, sözleşme ve risk formları, bilgilendirme belgeleri, mesajlar, KAP bildirimleri, kurum cevapları ve yapılan ödemelerin dökümü hazırlanmalıdır. Sonuç: İyi düzenlenmiş bir işlem kronolojisi, hukuki yolun ve masrafın doğru belirlenmesini kolaylaştırır.
24. İçtihatların birlikte değerlendirilmesi
Bu yazıdaki kararlar Eylül 2026 Tera ve Pusula tasfiyelerinde verilmiş kararlar değildir. Benzer hukuki sorunları açıklayan yakın emsallerdir. İdarenin sorumluluğunu reddeden ve yatırımcıya kusur yükleyen kararlar da bu çerçevede okunmalıdır. Aynı dairenin bir başka olayda verdiği karar, yeni dosyada delil ve unsur incelemesini ortadan kaldırmaz.
| Karar | Makalede kullanıldığı sorun | Emsal niteliği ve sınırı |
| Yargıtay 11 HD 2024/5013 E 2025/3807 K | Çıkış talimatının gecikmesi | Yakın emsal; kusur paylaşımı bulunan onama |
| İstanbul BAM 14 HD 2022/2412 E 2023/2131 K | Özen ve teknik ispat | Yakın emsal; yeniden inceleme, kesin tazminat kabulü değil |
| İstanbul BAM 43 HD 2020/536 E 2022/112 K | Yatırımcı niteliği ve zarar | Sınırlandırıcı yakın emsal; kabul hükmünün kaldırılması |
| Yargıtay 20 HD 2016/8375 E 2016/8081 K | Görevli mahkeme | Yakın emsal; belirli banka ve fon kaydı uyuşmazlığı |
| Danıştay 13 D 2019/4341 E 2024/863 K | SPK’nın sorumluluğu | Talep aleyhine yakın emsal; ret kararının onanması |
| Yargıtay 7 CD 2024/1452 E 2026/5390 K | Piyasa dolandırıcılığı ve katılma | Yakın emsal; beraatin bozulması ve katılma sınırı |
| İstanbul BAM 14 HD 2020/1284 E 2023/818 K | Bankanın bilgilendirme borcu | Yakın emsal; kısmi tazminat ve kusur paylaşımı |
| Yargıtay 11 HD 2014/1447 E 2014/10145 K | Karma sözleşmede zamanaşımı | Yakın emsal; eski kanun döneminde 10 yıl incelemesi |
| Danıştay 13 D 2011/2412 E 2017/3732 K | Aracı kurum denetimi | Talep aleyhine yakın emsal; denetim yapılmış kabulü |
Sonuç: Bu kararlar bir kazanma garantisi sağlamaz. Hangi iddianın hangi delille kurulması gerektiğini ve davanın nerede zayıflayabileceğini göstermeleri bakımından değerlidir.
25. Hukuki değerlendirmede izlenecek esas
Fon krizinde yatırımcının haklarını korumak için önce kayıt ve ödeme statüsü, ardından somut ihlal ve zarar, son olarak doğru muhatap ve başvuru yolu belirlenmelidir. Tasfiye dağıtımı izlenirken alacak, tazminat, ceza ve idari dava ihtimalleri birbirinden kopuk yürütülmemelidir. Bununla birlikte her yatırımcının bütün bu yollara başvurması gerekmez.
Belgeleri tamamlanan dosyada yapılacak hukuki inceleme; talebin dayanağını, uygulanabilir süreleri, delil ihtiyacını, olası giderleri ve tahsil kabiliyetini birlikte ortaya koymalıdır. Hak arama sürecinin amacı yalnızca dava açmak değil, ispatlanabilir ve hukuken talep edilebilir hakkı doğru yoldan korumaktır.
Av. Janset ÖZDEMİR
Avukat – Marka Vekili
Son Güncelleme Tarihi 20 Eylül 2026
Comment (1)
Yusuf Ener HAZAR
says Eylül 20, 2026 at 6:58 pmGayet detaylı ve aydınlatıcı olmuş kaleminize sağlık