HAKSIZ REKABET NEDİR? HAKSIZ REKABET DAVALARI VE GÜNCEL YARGITAY UYGULAMASI

Haksız Rekabet Nedir? Haksız Rekabet Davaları ve Güncel Yargıtay Uygulaması

TTK 54-55 kapsamında haksız rekabetin şartları, dava türleri, zamanaşımı ve güncel Yargıtay kararları bu yazıda ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Haksız rekabet genel olarak dürüstlük kurallarına aykırı veya yanıltıcı yöntemlerle rekabet edilmesini ifade eder. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m.54’te haksız rekabet, “rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar” şeklinde tanımlanmış ve bu tür fiillerin hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Eski TTK (6762 sayılı) döneminde ise haksız rekabet, “aldatıcı hareketler veya dürüstlük kurallarına aykırı diğer şekillerde ekonomik rekabetin kötüye kullanılması” olarak tanımlanıyordu. 

Yeni TTK’da yapılan tanım, haksız rekabet fiillerinin sadece rakipler arasında değil, aynı zamanda tedarikçiler ile müşteriler arasındaki ilişkileri de kapsayacağını açıkça vurgulayarak haksız rekabet hükümlerinin uygulama alanını genişletmiştir. Haksız rekabet hükümlerinin temel amacı, piyasadaki tüm katılımcıların yararına dürüst ve bozulmamış bir rekabet düzenini sağlamaktır.

Haksız rekabetin unsurları Türk hukukunda iki temel başlık altında incelenir:

Ekonomik rekabet ilişkisi: Haksız rekabetten söz edilebilmesi için fiil, ekonomik rekabet ortamında meydana gelmeli; yani ticari faaliyette bulunanlar veya bunların müşteri ilişkileri üzerinde etkili olmalıdır. Rekabet ilişkisinin varlığı, fiilin taraflarının piyasada aynı veya benzer alanda faaliyet göstermesi ya da fiilin bir piyasa katılımcısının çıkarlarını etkilemesi anlamına gelir.

Dürüstlük kuralına aykırılık: Fiil, ticari hayatta dürüstlük kurallarına aykırı veya aldatıcı nitelikte olmalıdır. Dürüst ve makul bir tacirin onaylamayacağı, hileli, yanıltıcı, karışıklığa yol açan, başkasının itibarını zedeleyen veya benzer şekilde etik dışı rekabet yöntemleri bu unsuru oluşturur. Bu unsur, haksız rekabet kavramının özünü teşkil eder ve meşru rekabet ile hukuka aykırı rekabeti birbirinden ayırır.

Türk Ticaret Kanununun 55. maddesinde haksız rekabet şekilleri örnekleme yolu ile sayılmış olsa da bu liste tahdidi değildir. Kanunda tanımın şekli geniş tutulduğundan rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız rekabet teşkil edecektir. 

Haksız Rekabetin Varlığı İçin Zarar Şartı Aranır Mı?

Haksız rekabetin varlığı için zarar şartı aranmaz; fiilin dürüst rekabeti zedeleme tehlikesi yaratması yeterlidir. Ancak haksız rekabete dayalı dava açılabilmesi için, genellikle bir zarar veya en azından zarar tehlikesinin varlığı ve fiil ile zarar arasında uygun nedensellik bağı aranır. Yargıtay da haksız rekabet davalarında, davacının bir zarara uğramış olması veya zararın muhtemel olmasını ve fiille zarar arasındaki illiyet bağını ispatlaması gerektiğini vurgulamaktadır. Özetle, haksız rekabetin hukuken değerlendirilmesinde önce fiilin dürüst rekabet kurallarına aykırı olup olmadığı tespit edilir; sonrasında talep edilecek hukuki korumalar bakımından fiilin ortaya çıkardığı zarar veya zarar ihtimali ele alınır.

Kanunda Sayılan Başlıca Haksız Rekabet Şekilleri Nelerdir?

Yukarıda açıkladığımız gibi TTK m.55’te haksız rekabetin başlıca türleri kanunda örnekleme yolu ile sayılmıştır. 

 

    1. Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar;

 

    • Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötüleme,

    • Kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirme,

    • Paye, diploma veya ödül almadığı hâlde bunlara sahipmişçesine hareket ederek müstesna yeteneğe malik bulunduğu zannını uyandırmaya çalışmak veya buna elverişli doğru olmayan meslek adları ve sembolleri kullanmak,

    • Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler alma,

    • Kendisini, mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini, fiyatlarını, gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde; başkaları, malları, iş ürünleri veya fiyatlarıyla karşılaştırmak ya da üçüncü kişiyi benzer yollardan öne geçirme,

    • Seçilmiş bazı malları, iş ürünlerini veya faaliyetleri birden çok kere tedarik fiyatının altında satışa sunmak, bu sunumları reklamlarında özellikle vurgulamak ve bu şekilde müşterilerini, kendisinin veya rakiplerinin yeteneği hakkında yanıltma, 

    • Müşteriyi ek edimlerle sunumun gerçek değeri hakkında yanıltma,

    • Müşterinin karar verme özgürlüğünü özellikle saldırgan satış yöntemleri ile sınırlama,

    • Malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerin özelliklerini, miktarını, kullanım amaçlarını, yararlarını veya tehlikelerini gizlemek ve bu şekilde müşteriyi yanıltma,

    • Taksitle satım sözleşmelerine veya buna benzer hukuki işlemlere ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek, peşin veya toplam satış fiyatını veya taksitle satımdan kaynaklanan ek maliyeti Türk Lirası ve yıllık oranlar üzerinden belirtmeme,

    • Tüketici kredilerine ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek veya kredilerin net tutarlarına, toplam giderlerine, efektif yıllık faizlerine ilişkin açık beyanlarda bulunmama,

    • İşletmesine ilişkin faaliyetleri çerçevesinde, taksitle satım veya tüketici kredisi sözleşmeleri sunan veya akdeden ve bu bağlamda sözleşmenin konusu, fiyatı, ödeme şartları, sözleşme süresi, müşterinin cayma veya fesih hakkına veya kalan borcu vadeden önce ödeme hakkına ilişkin eksik veya yanlış bilgiler içeren sözleşme formülleri kullanma,

 

    1. Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltme, 

 

    • Müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltme,

    • Üçüncü kişilerin işçilerine, vekillerine ve diğer yardımcı kişilerine, haketmedikleri ve onları işlerinin ifasında yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltebilecek yararlar sağlayarak veya önererek, kendisine veya başkalarına çıkar sağlamaya çalışma,

    • İşçileri, vekilleri veya diğer yardımcı kişileri, işverenlerinin veya müvekkillerinin üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yöneltme,

    • Onunla kendisinin bu tür bir sözleşme yapabilmesi için, taksitle satış, peşin satış veya tüketici kredisi sözleşmesi yapmış olan alıcının veya kredi alan kişinin, bu sözleşmeden caymasına veya peşin satış sözleşmesi yapmış olan alıcının bu sözleşmeyi feshetmesine yöneltme,

 

    1. Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma;

 

    • Kendisine emanet edilmiş teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden yetkisiz yararlanma,

    • Üçüncü kişilere ait teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden, bunların kendisine yetkisiz olarak tevdi edilmiş veya sağlanmış olduğunun bilinmesi gerektiği hâlde, yararlanma,

    • Kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanma,

    • Üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etme,

    • İş şartlarına uymama,

    • Dürüstlük kuralına aykırı işlem şartları kullanma,

    • Doğrudan veya yorum yoluyla uygulanacak kanuni düzenlemeden önemli ölçüde ayrılma,

    • Sözleşmenin niteliğine önemli ölçüde aykırı haklar ve borçlar dağılımını öngören, önceden yazılmış genel işlem şartlarını kullanma olarak sayılmış olsa da kanunda sayılan haksız rekabet şekilleri sınırlı sayıda değildir. Kanunda açıkça sayılmasa dahi sonuç olarak rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız rekabet oluşturur. 

Türk Borçlar Kanununda ise genel bir düzenleme yapılmış olup gerçek olmayan haberlerin yayılması veya bu tür ilanların yapılması ya da dürüstlük kurallarına aykırı diğer davranışlarda bulunulması yüzünden müşterileri azalan veya onları kaybetme tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu davranışlara son verilmesini ve kusurun varlığı hâlinde zararının giderilmesini isteyebilir.

HAKSIZ REKABET HALİNDE AÇILABİLECEK DAVALAR NELERDİR 

 

    1. Haksız Rekabetin Tespiti Davası: 

Haksız rekabet fiilinin var olup olmadığının tespitine yönelik davadır. Özellikle haksız rekabetin tespitinin dahi başlı başına hukuki yarar sağladığı durumlarda kullanılır. Örneğin, rekabet hukuka aykırı bir fiilin mevcut olup olmadığı konusunda belirsizlik varsa, mahkeme kararıyla bunun tespiti istenebilir. Tespit davasında mahkeme, söz konusu fiilin haksız rekabet oluşturup oluşturmadığını hükme bağlar. 

 

    1. Haksız Rekabetin Men’i Davası: 

Devam etmekte olan veya tekrarı muhtemel bir haksız rekabet fiilinin önlenmesini sağlamaya yönelik davadır. Davacı, davalının haksız rekabet teşkil eden eylemini derhâl durdurmasını mahkemeden talep eder. Bu dava, halen sürmekte olan hukuka aykırı rekabet ihlallerinde etkin bir koruma sağlar. Örneğin, davalı firma haksız şekilde benzer bir markayı kullanmaya devam ediyorsa, mahkeme men kararı ile bu kullanımın sonlandırılmasına hükmeder.

 

    1. Haksız Rekabetin Ref’i (Eski Hâle Getirme) Davası: 

Haksız rekabet sonucunda oluşan maddi durumun ortadan kaldırılması veya etkilerinin düzeltilmesi amacıyla açılan davadır. Bu davaya “eski hale iade davası” da denir. Amaç, haksız rekabet fiilinin piyasa üzerinde bıraktığı olumsuz izleri silmektir. Örneğin, davalının yanıltıcı beyanlarla davacıyı kötülediği bir durumda, mahkeme bu beyanların düzeltilmesine veya tekzip edilmesine karar verebilir. Yine, haksız rekabet sonucu piyasada oluşmuş karışıklığı gidermek için ürünlerin toplatılması, isimlerin değiştirilmesi gibi önlemler de ref davası kapsamında istenebilir. Ref davasının tazminat niteliği yoktur, yani maddi veya manevi zarar karşılanması bu davada talep edilmez. Ancak uygulamada ref talebi ile tazminat talepleri aynı davada birlikte ileri sürülebilir.

 

    1. Haksız Rekabet Nedeniyle Açılan Tazminat Davaları:

Haksız rekabet nedeniyle uğranılan zararın tazmini için açılan davalardır. Haksız Rekabet halinde şartları varsa maddi ve manevi tazminat talep edilebilir. 

4.1. Maddi Tazminat Davası: Haksız rekabet fiili sonucunda davacının uğradığı ekonomik kayıpların telafisini amaçlar. Bu davanın başarılı olabilmesi için davacının fiil yüzünden maddi bir zarara uğramış olması, davalının kusurlu olması ve fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Davacı, uğradığı zarar miktarını ispatla yükümlüdür. Uygulamada zararın miktarını ispat etmek zor olabildiğinden, TTK m.56/1(e) uyarınca mahkeme, “haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi muhtemel görülen menfaatin karşılığına” da hükmedebilir. Bu hüküm, davalının haksız fiilden elde ettiği kârın davacıya verilmesi şeklinde bir kazancın devri mekanizmasıdır. Böylece zarar ispat edilemese bile, davacı talep ederse hakim davalının elde ettiği haksız kazancı tazminat olarak ödemesine karar verebilir.

4.2. Manevi Tazminat Davası: Haksız rekabet fiili aynı zamanda davacının şahıs varlığına (itibarına, ticari şerefine vb.) zarar vermişse manevi tazminat talep edilebilir. Özellikle davacının ticari itibarının zedelenmesi, müşteri çevresinin nezdinde küçük düşürülmesi gibi durumlar manevi zarar kapsamında değerlendirilir. Bu dava, TBK m.58 (eski BK m.49) çerçevesinde açılır. Mahkeme, manevi tazminata hükmederken aynı zamanda fiilin kınanmasına ve kararın basın yoluyla ilanına da karar verebilir. Örneğin, haksız rekabet nedeniyle itibarı sarsılan bir şirket, hem manevi tazminat para ödenmesini hem de karar özetinin gazetede yayımlanmasını talep edebilir. Bu tür yaptırımlar, hem zarar görenin manevi tatminini sağlar hem de benzer fiillerin önlenmesi için caydırıcı bir etki yaratır.

 

    1. Kazancın Devri Davası: 

Uygulamada “kazancın iadesi” olarak da anılan bu talep, yukarıda maddi tazminat davaları kısmında değinildiği üzere, TTK m.56/1(e) kapsamında düzenlenmiştir. Aslında başlı başına ayrı bir dava türü olmaktan ziyade, maddi tazminatın özel bir hesaplanış şeklidir. Davacı, uğradığı zararı ispatta güçlük çektiği hallerde, davalının haksız fiil sonucu elde ettiği (veya elde etmesi muhtemel görülen) kazancın kendisine ödenmesini talep edebilir. Örneğin, haksız rekabetle müşteri çevresini kaybeden bir şirketin gerçek zararını hesaplamak zor olabilir; bu durumda mahkeme, davalının bu haksız fiil sayesinde elde ettiği kârı tespit edip davacıya verilmesine karar verebilir. Türk hukukunda bu talep, haksız rekabet hükümleriyle birlikte ilk defa 6102 sayılı Kanun’da açıkça düzenlenmiştir ve haksız rekabetten haksız menfaat sağlayanların kazançlarının ellerinden alınmasını hedefleyen adil bir çözüm sunar.

Yukarıda sayılan dava türleri, aynı olayda bir arada talep edilebilir. Özellikle tespit, men ve ref (eski hale getirme) talepleri çoğu zaman birlikte ileri sürülmektedir. Örneğin, davacı bir yandan fiilin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitini ve devam ediyorsa durdurulmasını isterken, diğer yandan fiilin sonuçlarının giderilmesini de isteyebilir. Tazminat talepleri de uygun hallerde bu davalara eklenebilir. 

Haksız Rekabet Halinde Dava Şartları Nelerdir?

TTK m.56 uyarınca, haksız rekabet nedeniyle ekonomik çıkarları zarar gören veya zarar görme tehlikesi altında olan herkes bu davaları açabilir. Davacı olabilecek kişiler arasında haksız rekabet fiiliyle menfaatleri zedelenen rakip ticari işletmeler başta gelir. Yeni TTK ile müşteriler de davacı olarak açıkça hak sahibi kılınmıştır. Örneğin, bir tüketici, kendisine yönelik aldatıcı bir ticari uygulama nedeniyle ekonomik çıkarı tehlikeye girmişse, haksız rekabet davası açabilir. Ayrıca meslek kuruluşları, odalar, tüketiciyi koruyan dernekler gibi tüzel kişiler de, üyelerinin veya tüketicilerin menfaatlerini korumak amacıyla tespit, men ve ref davaları açabilirler. Ancak bu kurumlar tazminat davası açamazlar, çünkü maddi veya manevi zarara uğrayan doğrudan kendileri değildir. Örneğin, bir sektörde haksız rekabet oluşturan reklam uygulamalarına karşı ilgili meslek birliği, fiilin tespiti ve durdurulması için dava açabilir. Bu şekilde Kanun, haksız rekabetin yalnızca bireysel rakiplerin değil, genel anlamda piyasanın ve tüketicilerin menfaatine aykırı bir olgu olduğunu kabul ederek geniş bir dava ehliyeti tanımıştır.

Haksız Rekabet Davalarında İspat Yükü Kimdedir? Kusur Şartı Aranır Mı?

 Haksız rekabet fiillerinde, tespit, men ve ref davaları için davacının fiilin gerçekleştiğini ispatlaması yeterlidir; davalının kusuru aranmaz. Zira bu davalar önleyici niteliktedir ve haksız rekabet fiili objektif olarak mevcutsa mahkeme hukuka aykırılığa son verecektir. 

Buna karşılık tazminat davalarında (maddi/manevi) davalı tarafın kusuru aranır. Davacı, haksız rekabet fiili nedeniyle zarar gördüğünü ve bu zararın davalının kusurlu davranışından kaynaklandığını kanıtlamalıdır. Maddi tazminat isteminde ayrıca zarar miktarını ve illiyet bağını ispat yükü de davacıdadır. Eğer haksız rekabet fiili, örneğin basın yoluyla gerçekleşen bir itibarsızlaştırma ise, ifade özgürlüğü ile rekabet hukuku dengesi gözetilerek değerlendirme yapılır; eleştiri sınırını aşan ve “gereksiz yere incitici ifadeler” barındıran beyanlar hukuka aykırı kabul edilir. Bu durumda davalının kusurlu ve ölçüsüz davranışı ortaya konularak manevi tazminat istenebilir. Kısacası, önleyici davalarda kusur şart değilken, tazminat davalarında kusur ve zarar şarttır. 

Haksız Rekabet Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?

Görevli Mahkeme: Haksız rekabet davaları, mutlak ticari dava niteliğindedir. 6102 sayılı TTK m.4’e göre, Türk Ticaret Kanunu’ndan kaynaklanan bu tür ticari davalara bakma görevi Asliye Ticaret Mahkemeleri’ne aittir. Ülkemizde asliye ticaret mahkemesi, bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi bu sıfatla davaya bakar. Dolayısıyla, haksız rekabet uyuşmazlıklarında görevli yargı mercii, ilk derece için özel bir ticaret mahkemesidir. 

Yetkili Mahkeme: Yer yönünden yetki bakımından, haksız rekabet fiili bir haksız fiil niteliğinde olduğundan HMK m.16 uygulanır. Buna göre davacı, davayı davalının yerleşim yeri mahkemesinde veya haksız fiilin işlendiği yahut zararın meydana geldiği (veya tehlikenin oluştuğu) yer mahkemesinde açabilir. Ayrıca zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. 

Haksız Rekabet Davalarında Zamanaşımı Süresi Ne Kadardır?

Haksız rekabetten doğan hukuk davalarında zamanaşımı, TTK m.60’da özel olarak düzenlenmiştir. Buna göre, davacı fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl içinde dava açmak zorundadır; her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren en geç 3 yıl içinde dava açılmalıdır. 

Alman, İsviçre ve AB Düzenlemelerinde Haksız Rekabet Hükümleri

Türk hukukunda haksız rekabet düzenlemeleri tarihsel olarak İsviçre hukukundan büyük ölçüde etkilenmiştir. Nitekim 6102 sayılı TTK’nın 54 ve 55. maddeleri, 1986 tarihli İsviçre Haksız Rekabet Kanunu (UWG) esas alınarak hazırlanmıştır. Eski TTK (1956’da yürürlüğe giren 6762 sayılı Kanun) da 1943 tarihli İsviçre Haksız Rekabet Kanunu’ndan iktibas edilmişti. Dolayısıyla, Türkiye’de haksız rekabet kavramı ve düzeni, İsviçre hukukuyla büyük paralellik gösterir. İsviçre’de haksız rekabet hükümleri ayrı bir kanun ile düzenlenirken, Türk hukukunda ticaret kanunu içinde yer almıştır. Ancak içerik olarak her iki sistem de dürüst ve bozulmamış rekabeti koruma amacını taşır. İsviçre UWG m.1, Türk TTK m.54’e benzer şekilde “tüm ilgili katılımcıların lehine dürüst ve bozulmamış rekabetin temini” şeklinde amaç maddesi içermektedir. İsviçre hukukunda da haksız rekabet sayılan fiiller geniş örnekleme yöntemiyle sayılır ve rakipler kadar tüketicileri de koruyan düzenlemeler vardır. 

Alman Hukuku, haksız rekabet alanında köklü bir geçmişe sahiptir. Dünyadaki ilk modern haksız rekabet yasalarından biri 1896 tarihli Alman yasasıdır. Günümüzde Almanya’da “Gesetz gegen den unlauteren Wettbewerb (UWG)” adıyla müstakil bir Haksız Rekabet Kanunu bulunmaktadır. Bu Kanun 2004 yılında Avrupa Birliği yönergelerine uyumlu hale getirilmek üzere kapsamlı biçimde yenilenmiştir. Alman UWG’nin amacı da dürüst rekabeti tüm piyasa aktörlerinin menfaati için korumaktır ve tüketici çıkarlarını da gözetir. Alman hukukunda haksız rekabet davaları Türkiye’ye benzer şekilde önleyici tedbirler (fiilin durdurulması), sonuçların giderilmesi ve tazminat taleplerine imkan tanır. 

Avrupa Birliği Düzenlemeleri; AB’nin kendine özgü yeknesak bir “haksız rekabet kanunu” yoktur; zira üye devletlerin bu alandaki ulusal düzenlemeleri büyük ölçüde tarihi ve ticari geleneklerine göre farklılık gösterir. Bununla birlikte AB, tüketiciyi korumaya ve adil rekabet şartlarını sağlamaya yönelik bazı direktiflerle üye ülke hukuklarını uyumlaştırmıştır. Özellikle 2005/29/EC sayılı “Haksız Ticari Uygulamalar Direktifi”, tüketicilere yönelik haksız ve aldatıcı ticari uygulamaları yasaklayarak tüm üye ülkelerde asgari bir koruma standardı getirmiştir. Bu Direktif, tüketicilerin ekonomik çıkarlarını zedeleyen uygulamalara karşı yüksek düzeyde ortak bir koruma sağlamayı amaçlar. Diğer yandan 2006/114/EC sayılı “Yanıltıcı ve Karşılaştırmalı Reklamlar Direktifi” de işletmeler arası (B2B) ilişkilerde haksız rekabet sayılabilecek yanıltıcı reklamları ve haksız karşılaştırmalı reklamları önlemeyi hedefler. Bu Direktif, üye devletlerin yanıltıcı reklamla mücadele kurallarını asgari düzeyde uyumlu hale getirmiş ve karşılaştırmalı reklamın hangi hallerde hukuka uygun olacağını belirlemiştir. Örneğin AB hukukunda, objektif ve doğrulanabilir kriterlere dayanmak, rakibi gereksiz yere kötülememek koşuluyla karşılaştırmalı reklama izin verilir; aksi takdirde bu tür reklamlar haksız rekabet kabul edilir. AB mevzuatı, haksız rekabetin bir yönü olan tüketiciyi aldatıcı uygulamaları engellemek için ayrıca ürün güvenliği, paket bilgileri, agresif satış teknikleri gibi konularda da özel düzenlemeler (ör. Tüketici Hakları Direktifi, Dijital Hizmetler mevzuatı vs.) getirmiştir. Netice itibariyle, Türk haksız rekabet hukuku AB ile büyük ölçüde uyumludur; 6102 sayılı TTK hazırlanırken AB Direktifleri ve Alman-İsviçre modelleri göz önünde bulundurularak modernleştirme yapılmıştır. Örneğin, yeni TTK m.55’te genel işlem şartlarının dürüstlük kuralına aykırı kullanımı ve agresif satış yöntemleriyle müşterinin karar özgürlüğünün kısıtlanması gibi hususlar açıkça haksız rekabet örneği olarak sayılarak AB’nin tüketiciyi koruma yaklaşımı benimsenmiştir. Bu sayede Türk hukuku, Avrupa’daki güncel eğilimlerle paralel hale getirilmiştir.

Sonuç olarak, karşılaştırmalı hukuk açısından Türk haksız rekabet hukuku ile İsviçre ve Alman hukuku arasında büyük benzerlikler mevcuttur; zira kaynak ve amaç ortaktır. Ufak farklar mevzuatın sistematiğinde (ayrı kanun olması gibi) veya bazı prosedürel detaylarda görülür. AB hukuku ise üye devletler üzerinden dolaylı etki yaparak haksız rekabet alanında asgari standartlar oluşturur. Uygulayıcılar, özellikle uluslararası ticari ihtilaflarda, diğer ülkelerin haksız rekabet yaklaşımlarını da dikkate almalı; zira bir ülkede meşru sayılan bir rekabet yöntemi bir diğerinde yasaklanmış olabilir. Ancak genel ilke olarak, dürüstlük ve hakkaniyet kavramları evrensel kabul görmekte, hem Türk hukukunda hem de yabancı hukuklarda haksız rekabetin temel kriteri olarak karşımıza çıkar. 

HAKSIZ REKABET DAVALARINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER NELERDİR?

 

    • Delil Tespiti Talep Edilebilir. Haksız rekabet fiilleri genellikle hızla değişen veya yok olabilen delillere dayanır (örneğin internet sitelerindeki ilanlar, sosyal medya paylaşımları, kısa süreli reklamlar gibi). Bu nedenle, haksız rekabet davalarını açmadan önce delillerin kaybolmaması için delil tespiti talep edilmesi bazı durumlarda davanın ispatı açısından önem arz etmektedir. Ayrıca noter yolu ile de tespit yoluna gidilebilir. 

    • İhtiyati Tedbir Talep Edilebilir. Haksız rekabet davalarında gecikmesinde zarar bulunan hallerde ihtiyati tedbir talep edilebilir. 

HAKSIZ REKABETE İLİŞKİN  YARGITAY KARARLARI

 

    • Davalı kişinin, aynı konuda faaliyet gösteren davalı şirketi kurarak faaliyette bulunması ve davacı şirketin çalışanına iş teklif etmesi tek başına haksız rekabet oluşturmaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/5164 E., 2025/3318 K. 13.05.2025 tarihli kararı; Dava, haksız rekabetin tespiti ve meni istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesinin kararı ile davalı şahsın davacının yanından ayrıldıktan yaklaşık 1 yıl sonra diğer davalı şirketi kurması, ticari hayatın gerekleri ve gerçeklerine uygun olduğundan yasaya aykırılık taşımadığı gibi, davalı şahsın davacıya ait işçilerle görüşerek davacı şirkete ait üretim ve iş sırlarını ele geçirmeye yöneltildiğine dair delil olmadığı, ayrıca davacı tarafça davalı şirketin davacıya ait hangi sırrı öğrenip kullanıp bundan menfaat sağladığına dair somut bir bilgi ve belgenin sunulmadığı, davalının davacı çalışanına iş teklif ettiği dosyadaki tanık ifadelerine göre sabit olmadığı gibi davacı şirket çalışanının işten ayrılıp davalı şirkette çalışmaya da başlamadığı, kaldı ki davalı gerçek kişinin aynı konuda faaliyet gösteren davalı şirketi kurup faaliyette bulunması ve davacı şirket çalışanına iş teklif etmesinin tek başına haksız rekabet niteliğinde olmadığı, aksi düşüncenin kabulü halinde kişinin o iş kolunda faaliyet göstermesinin ekonomik faaliyette bulunma ve çalışma özgürlüğü ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde engellenmesi sonucunu doğuracağı, bu nedenlerle, mahkeme kararında usule ve kamu düzenine dair bir aykırılığın bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.”

    • Ürün ambalaj benzerliği ürün ambalajının özgün oluşundan değil de zorunluluktan kaynaklanıyorsa ya da o ürün için sektörde herkes tarafından benzer şekilde kullanılıyorsa bu halde ambalaj yoluyla haksız rekabetin söz konusu olmaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/4814 E. 2025/3287 K. 12.05.2025 tarihli kararı; “İlk Derece Mahkemesinin kararı ile tüm dosya kapsamına göre, davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 556 sayılı KHK kapsamında davalının tescilli markasının kullanımının davacıların marka hakkına tecavüz oluşturmadığı ve bu nedenle markaya tacavüze ilişkin tazminat dahil davacı taleplerinin reddinin gerektiği, davacıların haksız rekabete ilişkin talebi açısından; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 54. maddesi ve devam hükümlerinde haksız rekabetin düzenlendiği ve 55. maddesinde haksız rekabet oluşturacak durumların sayıldığı, marka hakkına tecavüz olmasa da ürün ambalajı ve satışa sunum şekli gibi hallerde yaratılan karşılaştırma nedeniyle haksız rekabetin söz konusu olabileceği, ancak ürün ambalaj benzerliği ürün ambalajının özgün oluşundan değil de zorunluluktan kaynaklanıyorsa ya da o ürün için sektörde herkes tarafından benzer şekilde kullanılıyorsa bu halde ambalaj yoluyla haksız rekabetin söz konusu olamayacağı, dosya kapsamında davalının haksız rekabetini ispatlar somut bir delil de olmadığı gerekçesiyle, davanın tüm talepler yönünden ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.”

    • Türkiye’de tescilli markası bulunmayan kişi marka hakkına tecavüz iddiasında bulunamaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/3425 E., 2025/1975 K. sayılı kararı; “Her ne kadar davalı tarafça dava konusu markayı oluşturan ibarenin 2001 yılından beri kullanıldığı savunulmuşsa da bu hususu ispatlar bir delil sunulmadığı, dava konusu marka, davacının tescilsiz olarak kullandığı \”…\” ibaresi ile birbir aynı olup, yazım karakteri ve kullanılan renklerin dahi aynı bulunduğu, dosyaya sunulan ve davalı tarafından gönderildiği davalı tarafça da inkâr edilmeyen e-mail yazışma içeriklerinden, davalının dava konusu marka başvuru tarihinden önce davacıya distribütörlük teklifinde bulunduğu, bu teklif davacı tarafça reddedilmesine rağmen kendisine ait internet sitesinde davacı ile aralarında akdi bir ilişki varmış intibaı yarattığı, davacının markasından haberdar olduğu kanaatine varılan davalının hak sahibi olmadığını bildiği ibareyi tescil ettirmek için yaptığı başvurusunun kötü niyetli olduğu, davacının Türkiye’de tescilli markası bulunmadığından marka hakkına tecavüz iddiasında bulunamayacağı, davalının \”www…..com.tr\” alan adlı internet sitesinde tespit edilen ve davacıyla aralarında akdi bir ilişki olduğu intibanı yaratır şekilde, davacının Türkiye bayisi/ortağı anlamlarına gelen \”… Resseller Partner Türkiye\” ve \”… İş&Çözüm Ortağı\” ibareli kullanımlarının, TTK’nın 55/1-a-4 hükmü uyarınca haksız rekabet oluşturduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulüne, davalı adına tescilli bulunan 2014/06430 sayılı ve \”…\” ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının \”www…..com.tr\” alan adlı internet sitesinde yer alan \”… Resseller Partner Türkiye\” ve \”… İş&Çözüm Ortağı\” ibareli kullanımlarının haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, haksız rekabet teşkil eden kullanımların önlenmesine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun’un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.”

    • Davalının, kendisine ücret ödeyerek üye olan üye firmalara verilen öncelik hakkı ile şikayetin yayınlanmadan çözülmesi imkanını tanıması, buna karşılık üye olmayan şirketlerin ise ancak haklarındaki şikayetler internet sitesinde yayınlandıktan sonra bu imkana sahip olmaları haksız rekabet teşkil eder. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/1748 E., 2025/560 K. 05.02.2025 tarihli kararı; “Dava, haksız rekabetin ve marka hakkına tecavüzün önlenmesi, yayınların internet sitesinden kaldırılmasına ilişkindir. Davacı, davalının; markası hakkındaki haksız ve karalayıcı tüketici yorumlarını yayınladığı, davalının bu yorumların doğruluğunu araştırmadığını, şikayetlere cevap verilmek istenildiğinde davacıdan üyelik ücreti istenildiği, davacının cevap hakkını kısıtlayan üyelik sisteminin haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürmüş, davalı ise yer sağlayıcısı olması nedeniyle işbu davada kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, hakkında şikayet yayınlanan kurumların cevap haklarını kullanabildikleri, bunun için ücret talep edilmediğini savunmuş, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, davacının istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. Davalının, kendisine ücret ödeyerek üye olan üye firmalara verilen öncelik hakkı ile şikayetin yayınlanmadan çözülmesi imkanını tanıması, buna karşılık üye olmayan şirketlerin ise ancak haklarındaki şikayetler internet sitesinde yayınlandıktan sonra bu imkana sahip olmaları haksız rekabet teşkil etmektedir. Zira, üye şirketlere şikâyetleri yayınlanmadan çözme imkânı sağlanırken, üye olmayan şirketlere bu imkan verilmemekte, bu suretle davalı sitesine ücret ödeyerek üye olan şirketler yararına bir avantaj sağlanmaktadır. Davalının bu şekildeki eylemi, piyasadaki şirketleri davalı sitesine üye olmaya zorladığından, iyi niyetli ve ticari dürüstlüğe uygun bir eylem olarak kabulü mümkün değildir. Tüm bu nedenlerle, davalının kendisine üye olan firmalara verdiği öncelik hakkını, davacı şirkete vermemesinin haksız rekabet teşkil ettiği değerlendirildiğinden kararın bozulması gerekmiştir.”

  • Haksız rekabet yalnızca rakip işletmeler arasındaki menfaat çatışmalarını değil; piyasa düzenini, tüketici güvenini ve ticari dürüstlüğü doğrudan etkileyen çok boyutlu bir hukuka aykırılık türüdür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 54 ve devamı maddeleriyle getirilen düzenlemeler, haksız rekabetin kapsamını genişletmiş; yalnızca aldatıcı ve yanıltıcı davranışları değil, dürüstlük kuralına aykırı tüm ticari uygulamaları hukuki denetime tabi kılmıştır.Uygulamada haksız rekabet davaları; tespit, men, ref (eski hâle getirme), maddi ve manevi tazminat ile kazancın devri talepleriyle birlikte ele alınmakta, çoğu zaman ihtiyati tedbir ve delil tespiti müesseseleriyle desteklenmektedir. Yargıtay içtihatları da, her somut olayda rekabet özgürlüğü ile dürüstlük kuralı arasındaki hassas dengeyi esas almakta; meşru rekabet ile hukuka aykırı rekabeti birbirinden ayıran ölçütleri istikrarlı biçimde ortaya koymaktadır. Sonuç olarak; haksız rekabet iddiasına dayanan uyuşmazlıklarda doğru dava türünün belirlenmesi, zamanında delil tespiti yapılması ve yerleşik içtihatların dikkate alınması, hak kayıplarının önlenmesi açısından kritik önemdedir. Bu nedenle somut olayın özelliklerine uygun ve uzmanlık gerektiren bir hukuki değerlendirme yapılması, haksız rekabetten doğan hakların etkin şekilde korunmasını sağlayacaktır. Haksız rekabet iddiaları, çoğu zaman teknik delillerin hızla tespit edilmesini ve somut olayın içtihatlarla birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Özellikle internet reklamları, ticari itibarın zedelenmesi, yanıltıcı tanıtımlar ve çalışan devri gibi alanlarda hatalı strateji, telafisi güç hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle haksız rekabet davalarında somut olaya özgü hukuki analiz yapılması ve dava türünün doğru belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.


                                                                                                     Avukat – Marka Vekili
                                                                                                          Janset ÖZDEMİR
 

haksız rekabet 

 

Add your Comment

×